Düğün sonrası uygulamalar

Evlilik kararının verilmesinden sonra yapılacak ilk iş damat adayı için eş seçimidir. Özellikle geleneksel kesimde eş seçimi öncelikle erkeğin anne-babasının öncülüğünde yapılırdı. Son zamanlarda bu durumun yavaş yavaş değişmeye başladığı görülmektedir. Gençler ya doğrudan kendileri tanımak suretiyle evleneceği kişileri seçmekte ya da hep birlikte karar verilerek uygun eş seçilmektedir.

Görücü usulü olarak literatüre geçmiş olan evlilik türünde önce erkeğin annesi ve aileye yakın kadınlar kız tarafına giderek kızı görürler. Kız beğenildikten sonra damada gösterilir o da beğenirse kızın istenmesine karar verilir.

Kız evine gidilerek kızın babasından istenmesine dünürlük dünürlüğe gitme elçiliğe gitme gibi isimler verilir. Ailenin ileri gelen kadınları ve erkekleri daha önce belirlenmiş olan hayırlı bir günde (genellikle Perşembe ve Pazar günleri uğurlu gün sayılır) kızı Allah’ın emri peygamberin kavliyle ailesinden istemek üzere giderler.

Ancak kız evi biraz da naz evi olması nedeniyle ilk istemede kız verilmez. Birkaç defa daha kız istendikten sonra kız evi yeterince düşündükten sonra olumlu cevabı oğlan tarafına bildirir. Böylece karar verildiği için söz kesilmiş olur. Tarafların isteğine göre bazen aynı gün gelin damada nişan yüzükleri de takılır bazen de ayrıca düzenlenecek nişan töreninde bu işlem gerçekleştirilir. Söz kesildikten yaygın bir gelenek olarak arada tatlılığı sağlamak dileğiyle şerbet içilir. Şerbetin içilmesi artık kızın kesin verildiği ve evlilik kararının kesinleştiği anlamına gelir. Ayrıca söz kesme sırasında aileler nişan ve düğün tarihleri alınacak eşyalar ya da başlık parası miktarı gibi konuşmalar da yaparlar.

Her iki taraf da hazırlıklarını tamamladıktan sonra kız evinde daha çok kadınların katılımıyla nişan töreni yapılır. Erkek tarafı gelin için alınan takıları takar ve diğer hediyeleri verir; karşılığında kız tarafı da hediyeler verir. Nişan töreni isteğe bağlı olarak yemekli de olabilir. Eğlencelerle bu mutlu olay aynı zamanda kutlanmış olur. Nişan hem evliliğe atılan bir adım hem de her iki taraf için bir tanışma ve uyum düğün için kararlaştırılan sürenin başlangıcı anlamlarına gelmektedir. Eğer taraflar arasında herhangi bir anlaşmazlık ortaya çıkarsa nişan bozulabilir. Ancak bu hiçbir zaman tercih edilen bir durum değildir.

Bundan sonra düğün aşaması gelmektedir. Öncelikle çevredeki insanların düğüne çağrılması gerekmektedir. Düğüne çağrı aşamasında son zamanlarda daha az uygulanan bir gelenek de köyde bulunan kişilere “okuntu” dağıtmaktır. Okuntu için bir anlamda düğün davetiyesidir demek mümkündür. Bunun için uygun bir kişi görevlendirilir ve bu kişi köyü dolaşarak okuntuyu dağıtır. Okuntu daha önceden hazırlanmış bir parça kumaş bir mendil bir yazma gibi hediyeler olabileceği gibi şeker börek gibi yiyecek türünden şeyler de olabilir. Bunlar düğün okuntusu olarak dağıtılırken misafirler düğüne davet edilmiş olur.

Masallarda her ne kadar kırk gün kırk gece süren düğünlerden söz edilse de Anadolu’da düğünler genellikle üç gün sürmektedir. Son zamanlarda ise yalnız hafta sonları olan iki günlük düğünler hem ekonomik hem de sosyal açıdan tercih edilmektedir.

Evliliğin tümünü içine alan töre ve törenlerin sergilendiği aşamalar

A. Düğün öncesi

I. Görücülük dünürcülük kız isteme

II. a. Söz kesme

b. Şerbet

c. Nişan

III. Düğün okuntusu

IV. Çeyizin gitmesi ve sergilenmesi

V. Gelin hamamı

B. Düğün

I.Kına gecesi

a. Kız kınası

b. Oğlan kınası

II. Gelin alma

III. Nikah

IV. Gerdek

V. Gerdek ertesi

Evlenme Adetlerimiz

Birleşmiş Milletler Nüfus Komisyonu’na göre “Erkek ve kadının kanuni birleşmesinden doğan müesseseye evlilik” denir. (SERPER. S. 149)
Evlilik insan gruplarının yaşantıları boyunca uyguladıkları ve geliştirdikleri sosyal öğelerle yüklü bir kavramdır. Kültürler arası farklılık göstermesi sosyal öğelerin değişik kültürler içinde oluşması ve farklı değer yargılarıyla yüklü olmasıyla açıklanabilir. Toplumlar kimin kiminle kaç eşle ve hangi koşullar altında evlenebileceğine dair bir takım kurallar yaratmışlardır. Çok değişik uygulamalar olmakla beraber evlilik esas itibariyle toplum tarafından onanan kadın ve erkek ya da kadınlar ve erkekler arasında yaratılan bir ilişki türünü karakterize etmektedir. İlişkinin belirli kalıplar içinde gerçekleşmesi de evliliğin sosyal bir kurum olarak ele alınıp incelenmesine olanak vermektedir. Aile birliği sürekliliğini evlilik kurumuyla sağlar. Başka bir deyişle evlenme olgusu aileyi oluşturan toplumsal ilişkileri belirli kalıplar içine yerleştiren bir sözleşmedir…
Anadolu’nun her tarafında evlenmenin yapılabilmesi için bu olay öncesi bir takım hazırlık ve aşamaların birbiri arkasına yapılması ve izlenmesi gerekir. Bu nedenle halk (ister köy-geleneksel topluluklarında olsun ister şehir ve kasabaların geleneksel sınıflarında olsun) bu aşamaları işaretleyen bir takım kaideleri (görenekleri) ve seremonileri uygulamak zorundadır. Evlenme ile ilgili göreneklerin çoğu söz konusu toplumlarda kuşaktan kuşağa geçmiş binaenaleyh gelenekleşmiş olup bunların yanı sıra yapıla gelmekte olan seremoniler de birtakım inançlar ve pratiklerden ibarettir. Ancak çok eski zamandan beri uygulanan ve bugün artık Türkiye Türk topluluğunun malı kültürünün bir parçası haline gelmiş olan “Evlenme görenekleri ve seremonilerinin batılılaşma süresi sonunda gittikçe değişmekte oldukları da bir gerçektir. Söz konusu görenekler ve seremoniler sıra ile ilkten sona doğru ana hatları şu aşamalara göre uygulanır: Evlenme arzusunu belirtme evlenme çağı görücü gezmek (dünürcülük) söz kesimi başlık nişan evlenme ve düğün. (ERDENTUĞ. S.213)

Evlenme İsteğini Belirtme :
Önceki yıllarda kız ve erkeğin aile içinde evlenme isteklerini açıkça belli etmeleri imkansızdı. Kız ve erkeklerin eşlerini seçme hakkı ancak anne – baba ve akrabalara tanınan haktı. Günümüzde ise artık çoğunlukla gençler evlenmek istedikleri kişileri kendileri seçme hakkına sahiptir.

Evlilik Çağı ve Yaşı :
Geleneksel kesimde kızın ve erkeğin evlenme çağına geldiklerini belirleyen bir takım ölçütler vardır. Bunların başında buluğa erme gelir. Ülkemizde buluğ çağı 10-14 yaşları arasında başlar. Gerek kızda gerek erkekte görülen bir takım biyolojik ve fizyolojik gelişmeler buluğ çağının belirtileridir. Annelik ve babalık için gerekli olan bu gelişmeler onların biyolojik ve sosyo-kültürel kişiliklerini geliştiren önemli belirtilerdir. Bu belirtilerle kişisel sorumluluklar da başlar. Kızlar bu aşamada üyesi bulundukları ailenin ekonomik toplumsal ve kültürel etkinliklerine katılırlar. Aynı durum erkek çocukları için de söz konusudur.
Erkek çocuk da aile içerisinde gerek cinsinin gerekse yaşının gerektirdiği etkinliklere katılarak geleneklerinin öngördüğü tavrını almaya çalışır.
Kızın ergin yaşa girmesi; ev işlerine katılması aile ve grup içerisinde genç kızlık çağının gerektirdiği role bürünmesi ve karşı cinsle ilgilenmesiyle evlenecek duruma geldiğini göstermektedir. Erkek çocuğunsa aynı biçimde toplumsal rolüne bürünmesi evin ekonomisine katkıda bulunması askerliğini yapması ve iş sahibi olması evlenmesi için gerekli ve geçerli sayılan ölçütlerdir.
Öte yandan evlenme işinde bir de “sıra gözetimi” vardır. Bu konuda ağabeylerin ve ablaların daha önce evlenmelerine dikkat edilir. Ancak küçük kızın evlendirilmesinde büyük kızın ya da kızların henüz evlenmemiş olmaları önemli bir engel sayılmamaktadır. Özellikle son yıllarda bu gibi durumlarda ağabey ve ablalardan izin istenmekte evlilik ondan sonra gerçekleştirilmektedir.
Kırsal alanda evlenme kentlere bakarak daha erken yaşlarda olmaktadır. Kimi yörelerde evlenmenin gerçekleşmesi için erkeğin askere gitmeden önce kimi yerlerde de askerden dönmüş olması şartı aranmaktadır. Genellikle kızlarla erkeklerin evlenme yaşları birbirine yakın olmaktadır.
İster kırsal ister kentsel kesimde olsun evlenme yaşını ve zamanını ekonomik etmenlerin kimi sosyal olayların göçlerin ölümlerin belirlediğini de söylemek gerekir. Evlenme girişiminde bulunmada toplum kıza ve erkeğe aynı hakkı tanımamıştır. Başka bir söyleyişle erkek ve erkek ailesi bu konuda aktif bir durumdayken kız ve kız ailesi pasif bir durumdadır. Girişim genellikle erkekten ve erkek ailesinden gelir.

Elenme Aşamaları
1- Görücülük Dünürcülük / Kız Bakma Kız İsteme
İlk aşama olan görücülük kız bakma kız arama kız beğenmeyi ifade eder. Kentlerde daha çok tanışıp anlaşarak evlenme yaygınken geleneksel kesimde görücülük daha yaygındır.
Oğullarını evlendirmek isteyen aileler ilkin akrabalarından komşularından yakın çevrelerinden başlayarak kız aramaya çıkarlar. Bu konuda kendilerine komşuları ve tanıdıkları da yardımcı olurlar.Evlenecek delikanlıya kız aramak kız bakmak için baş vurulan bu adete “görücülük” “görücüye çıkma” gibi adlar verilir.
Erkeğin aile üyeleri akraba ve komşularından seçilen birkaç kadının beğenilen kızın evine ziyarete gitmeleri kızı görmeleri onu incelemeleri ve niyetlerini açığa vurmaları görücülüğün kız bakma aşamasını oluşturur. Bu tür evlenmede eşlerden çok onların yakınlarının beğenisi isteği ve girişimi söz konusudur. Kuşkusuz erkek de bu tercihi genellikle onaylar. (aaaCAN S.37)
Kız görmeye genellikle habersiz gidilir. Son zamanlarda aracı olarak adlandırılan kişiler kız evinin ağzını aradığı için kız evi aslında haberdardır. Kızın davranışlarına bakılarak istekli olup olmadığı anlaşılır. Kızın ikramda bulunması yanlarında oturması isteyip istemediğinin belirtisidir.
Kız evinden olumsuz cevap alınacağı sezilirse başka adaylar üzerinde durulur. Görücüye çıkma kız bakma Türkiye’nin değişik bölgelerinde kimi ayrıcalıklar ve yöresel özellikler göstermekle birlikte yine de bu usul ana çizgileri bakımından aynıdır.
Ancak kesin karara varmadan önce gerek oğlan gerekse kız ailesi adaylar hakkında bilgi toplamaya çalışırlar. Elde edilen bilgilerin değerlendirilmesi kız için işgüzar namuslu terbiyeli evine ve törelerine bağlı olup olmadığı; oğlan içinse kötü alışkanlıklarının bulunup bulunmadığını işine mesleğine bağlılığı noktalarında toplanmaktadır. Kız ve oğlan evlerinin karşılıklı olarak bir değerlendirmeye varmaları sonucunda kız istemeye yani dünürcülük aşamasına geçilir. (ÖRNEK S:191)
Dünürcülük beğenilen kızın istenilmeye gidilmesidir. Dünürcülük genellikle erkeklerin de katılımıyla gerçekleştirilir. Dünürcü olarak kız evine sözü geçen kişiler de bulundurulur. İlk gidişte oğlan evinin bir büyüğü “Allah’ın emri Peygamberin kavliyle kızınızı oğlumuza istiyoruz” diyerek niyetlerini belli eder. Kız evinden bir büyüğün “Allah yazdıysa olur” şeklindeki ifadesi kızın verileceği şeklinde yorumlanır. Genellikle ilk istenişte kız verilmez. “Kız evi naz evi”dir. Bu arada kız evinde erkek tarafının getirdiği şeker lokum çikolata gibi yiyecekler (şirinlik ağız tadı vs.) yenilir. Bazı yörelerimizde Kur’an da okunur.

2- Söz Kesme
Söz kesimi dünürcülük yani kız isteme aşamasından sonra gelmektedir. Dünürcülük yoluyla anlaşan ailelerin bu anlaşmalarına daha geniş bir çağrılı huzurunda yine sözle iyice pekiştirmelerine “söz kesimi” ya da “söz kesme” “kız bitti” denmektedir. Söz kesiminde başlık ve hediyeler de konuşulur söze bağlanır. Söz kesmeye bazı yörelerde küçük nişan adı da verilmektedir. Kızın verilmesi kesinleştikten sonra oğlan evinden getirilen bir baş örtü ile yüzük kıza takılır. Kızın başı bağlanmış sözü kesilmiş etrafa böylece duyurulmuş olur. Bugün oğlan evinin getirdiği lokum bisküvi dağıtılır şerbet içilir.

3- Nişan
Söz kesiminden sonra gelen aşama “nişan”dır. Buna büyük nişan adı da verilmektedir. Nişan töreni genellikle kız evi tarafından düzenlenir. Ancak masraflar oğlan evine aittir. Nişan öncesinde kız ve birkaç yakını nişan alış verişine götürülür. Burada kıza ve akrabalarına nişan için giyecek alınır. Kız evi de oğlana ve yakınlarına giyecek alır. Kıza alınanlar “nişan bohçası” içerisine konularak kız evine gönderilir. Damada da nişan bohçası hazırlandığı olur.
Nişana tüm köy davet edilir. Davet işine oku adı verilir. Geleneksel kesimde oku işi köylüye şeker mendil havlu dağıtılarak veya sadece ağızla söylenmek suretiyle gerçekleştirilir. Yakın akrabalara ve hatırı sayılır davetlilere ise elbiselik kumaş dağıtılır. Buna top adı verilip alış veriş sırasında oğlan evine aldırılır. Alınan okunun karşılığı nişana götürülür. Bazı yörelerimizde nişan yemekli yapılmakta bazılarında ise lokum bisküvi yeterli gelmektedir. Yemekli yapılan nişanlarda oğlan evi kız evine “kına davarı” adı altında bir hayvan alıp kesecek olan kişi ile birlikte kız evine gönderir.
Genellikle oğlan evinde toplanan davetliler topluca kız evine giderler. “Nişan elbisesini giyen kıza kayınvalidesi ile oğlanın yakınları tarafından “takı” denilen ziynet eşyası takılır. Özellikle kasaba ve kentlerde daha önceden yaptırılmış ya da hazır olarak satın alınmış olan yüzükler bir büyük tarafından bu tür törenlerde adet olduğu üzere kalıplaşmış söz ve dileklerle adayların sağ ellerinin nişan parmaklarına takılır…Geleneksel kesimde nişan töreni erkeklerin ve kadınların ayrı yerlerde oturdukları bir evde yapılır. Yüzükler takıldıktan sonra gelin ve damat orada bulunanların elini öper. Varlıklı ve kültür değişmelerine açık kasabaların nişan töreni için gazino kiraladıkları nişanı tantanalı ve kaç-göç adetine uymadan kutladıkları da bilinmektedir. Kentlerde ise bu tören daha özgür biçimde “kaç-göç”e önem verilmeksizin kadın erkek bir arada yapılmakta ve kutlanmaktadır.
Nişanlılık süresi ailelerin durumuna bağlıdır. Özel durumlara bağlı olarak bu süre uzayıp kısalabilmektedir. Geleneksel kesimde önceleri nişanlıların birbirleri ile görüşmeleri engellenirken günümüzde görüşme yakın akrabaların da bulunduğu bir ortamda sağlanmaktadır. Nişanlıdan ayrılan çiftlerin daha sonda köy içinden birisi ile evlenmesi zor olduğundan bu yöntem uygulanmaktaydı. Nişandan sonra bazı yörelerimizde “dini nikah” yapılmakta bu durumda çiftler birbiri ile rahatlıkla görüşebilmektedir.
Oğlan evinin nişandan dönmesi durumunda kıza alınan takılar iade edilmemekte tersi durumunda takıların iadesi söz konusu olmaktadır.
Nişanla düğün arasına dini bayramların rastlaması durumunda oğlan evi kıza hediye almak durumundadır.

4- Düğün :
Nişan ve düğün arasında kızın çeyiz hazırlıkları tamamlanır. Annesi akrabaları veya kızın kendisi tarafından hazırlanan çeyizler sandıklara konur. Kız çeyizi düğünden birkaç gün önce kızın arkadaşları tarafından yıkanır kız evinde sergilenir. Kimi yörelerde çeyiz kız evinde sergilenmeyip oğlan evine yerleştirilir. Kızın çeyizinin kız evinden alınıp oğlan evine götürülmesi sırasında sandık parası verilmesi çeyiz alacaklara yemek verilmesi oğlan evine serildikten sonra çeyiz altında eğlenceler düzenlenmesi nazara karşı yapılanlar yörelere göre değişiklik göstermektedir. Çeyizin alınmasına algı ayar çeyiz götürme çeyiz alma gibi isimler de verilmektedir. Bazı yörelerde çeyiz gelinle birlikte götürülmektedir.
Düğün aşamaları yörelere göre farklılık göstermektedir. Genellikle üç gün veya bir hafta süren düğünler eskiden Salı günü başlayıp Perşembe günü bitmekte iken günümüzde Cuma günü başlayıp Pazar günü sona ermektedir.
Düğün tarihine kız ve oğlan aileleri ortaklaşa karar verirler. Düğünden önce de kız düğün alış-verişine götürülür. Eksik eşyaların tamamlanması gelinliğin alınması nikah genelde bugün halledilir. Resmi nikaha izinname adı da verilmektedir. Bu alış-verişte de her iki taraf birbirine hediyeler alır. Oğlan evi ayrıca düğün davetiyesi olarak top olarak adlandırılan kumaş alır. Bu kumaş kız evi tarafından kesilip davet amacıyla kullanılır.
Düğüne kız ve oğlan babası karar verirler. Genelde günsalık olarak da adlandırılan bu günde düğün hazırlıkları görüşülür.
“Düğün evlenme dediğimiz geçit döneminin en belirgin özelliğidir. Yukarıda genel çizgileriyle değindiğimiz aşamaların amacı düğünle dışarı vurulur. Onun için düğünün geleneksel değerlere ve kurallara uygun bir biçimde kutlanmasına çaba sarf edilir. Düğüne elden geldiğince çok kimse çağrılmak istenir…” (ÖRNEK S.196)
“Düğünün zamanı ve yeri kimler arasında olduğu düğün öncesi çıkarılan “okuyucu”lar tarafından bildirilir…geleneksel kesimin kırsal alanı çağrı işini okuyucular aracılığı ile duyurur. Bu işe “okuntu çıkarmak” da denir…Gelenekselliğin ağırlığını duyurduğu yerlerde tıpkı nişanda olduğu gibi düğünde de kadınlar ve erkekler ayrı yerlerde oturarak törene katılır ve eğlenirler.” (ÖRNEK S.197)

1- Düğün Bayrağı
Düğün oğlan evine bayrak asılması ile başlamaktadır. Cuma günü öğle nazından sonra camiden çıkanlar oğlan evine gelerek düğün bayrağı asarlar. Düğün bayrağı yörelere göre değişmekle birlikte genelde Türk bayrağı olmaktadır. Uzun bir sırık üzerine takılan bayrağın tepesine elma soğan ayna gibi eşyalar takılarak hazırlanmaktadır. Kimi yörelerde bayrağın yanında gelin ve damadı simgeleyen farklı renklerde kumaş da yer alır. Bayrağı köyün her tarafından görünecek şekilde evin uygun bir yerine genellikle çatıya asarlar. Dualar okunur veya gençler bayrak manileri okurlar. Bu işi yapan kişiye bayraktar denir. Bayrak asılırken dibine kan akıtmak amacıyla horoz kesilir kilitlenmiş bir kilit takılır (Güveyin bağlanmasını önlemek amacıyla. Bu kilit gerdeğe girilirken açılır) Bugün oğlan evi tarafından bayrak yemeği adı altında yemek hazırlanır. Bazı yörelerimizde sağdıç evine de bayrak takılmaktadır.

2- Kına Gecesi
Kına geceleri ayrı bir önem ve özellik göstermektedir. Evlenecek olan kızın; ailesi yakınları ve arkadaşları ile kadın kadına geçireceği bu son gece asıl düğün günü olarak da bilinen gelin alma gününden bir gün önceye rastlamaktadır.
Bugün hüznün yoğun olarak yaşandığı bir gündür. Geleneksel yapının yoğun yaşadığı bölgelerde hala eski önemini korumaktadır. Büyük kentlerde ise artık ya yapılmamakta veya sadece eğlenceden ibaret bir gün olma niteliğini taşımaktadır. Şehir merkezlerinde kına geceleri asıl fonksiyonundan uzaklaşmaya başladı. Daha önceleri kızın evden ayrılışı son vedalaşması biçimindeyken günümüzde eğlenceye dönük nikahla evleniliyorsa düğünün yerini alan bir eğlence durumuna geçti.
Bu geceye el kınası has kınası gelini kınaya çekme kına düğünü kına basma yaygın olarak da kına gecesi gibi çeşitli adlar verilmektedir.
Kına yakmak eski İslam geleneklerindendir. Geleneksel toplumlarda kınanın eşleri birbirine sevgili yapmak amacı ile yakıldığı söylenmektedir. Kına aynı zamanda koruyucu özelliği ile karşımıza çıkmaktadır. Gelin ve davetlilerin ellerine yakılarak evliliğin bir anlamda kutlanıp kutsanması sağlanmaktadır.
Kına gecelerinde uygulanan adet ve uygulamalar esasta bir olmakla beraber ayrıntılarda birtakım özellikler gösterir.
Kınaya davet bazı yörelerde kuru kına sakız şeker dağıtılmak veya ağızdan söylemek suretiyle yapılmaktadır.
Geline yakılacak kına oğlan evi tarafından alınır. Çoğu zaman kız evine gün öncesinde çerezlerle birlikte gönderilir. Kimi zaman da giderken götürülür. Özenle hazırlanan kına tepsisinde çerezler tatlılar kına çöreği veya kına helvası bulunur.
Kına gecesi olarak adlandırılan bu günden başka bazı yörelerimizde ana kınası olarak adlandırılan bir gün de vardır. Bugün kızın annesi tarafından alınan kına kadınlar ve kızların toplanmasından sonra kızın başına yakılır. Buna baş bozma gelin baş kınası da denilmektedir.
Kına gecesi kız evinde düzenlenir. Çağrılı kadınlar ve genç kızlar önce oğlan evinde toplanırlar. Bunlara kınacı da denmektedir.
Kınacılar gelinceye kadar kız evinin yakınları çeşitli eğlenceler düzenlerler. Oğlan evinin gelmesiyle kız evi mahzunlaşır eğlenme sırası oğlan evindedir.
Oğlan evinden gelenler kız evinde karşılanarak ağırlanır.
Oyunlar eğlenceler bir süre devam ettikten sonra sına kınanın yakılmasına gelir.
Bazı yörelerde gelin kıyafetini değiştirir. Başına al duvak örtülerek kına için hazırlanır.
Gümüş veya bakır tas içerisinde başı bütün yani analı babalı başından ayrılık geçmemiş bir kadın tarafından kına karılır. Kınanın içine bozuk para da konur. Bu hem bereket dileği hem de kına yakan kişiye baht açıklığı sağlamak amacına yöneliktir.
Edirne ve Kırıkkale’de gerçekleştirilen kına sekiği denilen adet oldukça ilginçtir. Kına gezdirme anlamına gelen bu uygulamada hazırlanan kınaya iki tane mum dikilir. Bunlardan biri kız diğeri erkek çocuğu simgeler. Amaç gelinin kızı ve oğlu olmasını sağlamaya yöneliktir. Kına tepsisi delikanlıların eline verilir. Gelinin bir koluna kız diğer koluna yeni gelin girerek kına tepsisi önde gelin arkada olmak üzere üç kere meydanda dolaşılır.
Gelin kız hazırlandıktan sonra başına al pullu bir duvak örtülerek genç kızların söylemiş olduğu ilahiler eşliğinde ve içinde mumların yakıldığı kına tepsisi ile ortaya getirilir.
Kıbleye çevrilmiş yastığın çevresinde üç kere dönülerek kimi yörelerimizde üç kere yastığa oturup kaldırılarak oturtulur.
Gelinin kınasını yine başı bütün bir kadın ile bir genç kız yakar. Bu arada kız elini açmaz. Kaynana gelinin elinin ortasına altın veya para koyar. Gelinin ellerine ayaklarına kına yakılır. Eskişehir’de gelin iki kat yapılmış yastığın üzerine kolları başının üzerinde çapraz yapacak şekilde oturur. Yengelerden birisi sağ eline ve sol ayağına diğeri sol eline ve sağ ayağına olmak üzere kına yakar.
Kına yakan kişinin bir hata yapmaması gerekir. Kınanın yanlış yakılması o kişinin cezalandırılmasını gerektirir. Ceza olarak bir hayvan kesmek zorundadır.
Kına şekilleri de farklılık gösterir.
Sıvama elin bileğe kadar tamamen ve hiç boşluk bırakmadan yakılmasıdır. Yüksük yalnız parmak uçlarına
Kuş gözü avuç içine tekerlek olarak yakılmasıdır.
İp kınasında da ele ip sarılır kına öyle yakılır. İp olan yerler kına tutmaz ve değişik şekiller oluşturulur.
Gelinin el ve ayaklarına kına yakıldıktan sonra bağlanır.
Kına yakılırken gelin ve akrabaları ağlar. Gelin ağlamazsa hevesliymiş denilir. Bu arada baş övme gelin okşama yakım denilen kına türküleri söylenir.

Adana Tufanbeyli’den bir örnek:

Baba kinin bitti mi?
Kardeş ekmeğin arttı mı?
İşte koyup gidiyorum
El kızı aaafin yetti mi?

Bolu’dan bir örnek

Altın tas içine kına ezilsin
Sabah olsun güzel yüzün yazılsın
Görümceler etrafına dizilsin
Gelinim kınan kutlu olsun
Burada dirliğin tatlı olsun

Muğla’dan bir örnek:

Getirin gelini kına yakalım
Temizce arıca kına yakalım
Gelinin sözünü hep tutalım
A gelin a güzel kınan kutlu olsun
Güveyinin yanında sözün tatlı olsun

Hani bunun kaynanası
Kireç ocağında yanası
Kutlu olsun gelinin kınası
A kız a gelin kınan kutlu olsun
Orda da burada da dilin tatlı olsun

Yalnızlık çile gurbet yeni yaşamın güçlükleri üzüntü sitem kına geceleri ile ilgili halk düşüncesinin türkülere yansıyan yönleridir. Bu türkülerle kadınlar açıklayamadıkları duygularını dile getirmektedirler.
Kına yakıldıktan sonra kalan kına orada bulunanlara dağıtılır. Çoğu kez kınanın içine de para konur. Dağıtım sırasında bu para kime çıkarsa darısının ona olacağına inanılır.
Kına yakıldıktan sonra genç kızlar Bilecik ve Edirne’de geline tavan öptürürler. Bu sırada nişanlısının ismini bağırarak söyletirler. Konya’da kız kına yakıldıktan sonra elinin izini ev kapısının üstüne bırakır. Kimi yörelerde herkes gittikten sonra gelinin el ve ayaklarına kına yakılır.
Kına yakıldıktan sonra kadınlar evlerine gider. Kızın yanında genç kızlar kalıp sabaha kadar gelini beklerler. Kendi aralarında eğlenirler oğlan evinin göndermiş olduğu çerezleri yerler. Uyumamak gerekir. Uyuyanın yüzünün boyanması yorgana dikilmesi verilen cezalardandır. Oğlan evinden kalan kişiye eziyet etmek de kızların başlıca eğlencesidir.
Kimi yörelerde kızın yanında kalan kızlar ellerine tencere tava kepçe vb. alıp gürültü çıkararak oğlan evine giderler. Oğlan evi bu kişilere tavuk verir. Bu uygulama tavuk çalma olarak adlandırılır.
Sabah kızlar erkenden kalkarak gelinin elindeki kınayı yıkarlar. Elinin ortasına konmuş olan para ya fakir bir çocuğa verilir veya güveye götürülüp bahşiş alınır. Güvey bu parayı cüzdanında taşır.
Çok yaygın olmamakla birlikte güveye de bazı yörelerimizde kına yakılmaktadır. Kız kınası kadar çok eğlenceli olmamakla birlikte bazen aynı gün bazen de ertesi gün güveye sağdıç tarafından kına yakılmaktadır. Damada yakılan kınaya güvey kınası büyük kına darabul gecesi gibi adlar verilir.
Damada yakılacak kına kız evinde hazırlanır. Kızın kınasının bir kısmı tepsiye konarak mumlarla süslenir. Çalgı eşliğinde delikanlılar tarafından oğlan evine götürülür.
Ortaya getirilen damadın avuç içine veya serçe parmağına kına yakılır. Kına yakıldıktan sonra kız evinden gönderilen mendille damadın eli bağlanır. Bu arada da türkü söylenir.

Güveyi baban Bursa’ya vardı mı?
Bursa kınası aldı mı?
Oğlum yakınsın dedi mi?
Güveyi kınan kutlu olsun
Yarin ağzı tatlı olsun

Önünde mumlar yanası
Allah bir oğul veresi
Güvey kınan kutlu olsun
Yarin ile ağzın tatlı olsun

3- Asıl Düğün Günü
(Gelin Alma)
Gelin alma gelinin baba ocağından alınıp oğlan evine götürülmesi sırasındaki uygulamaları içerir.
Kız beğenme görücülük dünür söz kesme nişan düğün hazırlığı çeyiz düzme kına gecesi derken sıra asıl düğün günü olarak da adlandırılan gelinin oğlan evine götürülmesine gelir.
Bölgelere göre farklı olmakla birlikte genelde bir hafta üç gün veya iki gün süren düğünlerde son gün gelin almadır. Perşembe veya son zamanlarda Pazar gününe rastlayan bugüne “gelin götürme kız alma/çıkarma hak alma gelin savması gelin göçürme” gibi çeşitli isimler verilmektedir.
Düğün alayı camiden anons yapılarak komşulara davetiye gönderilerek veya davul – zurna eşliğinde düğün kahyasının tüm evleri dolaşıp herkesi davet etmesi ile oluşturulur. Öğle üzeri veya öğleden sonra yol yakınsa yürünerek uzaksa arabalarla gidilir. Gelin almaya gidenlere: Seğmen gelinci düğüncü yengeci dünürsü gellancı gelin götürücü hakçı adları verilir. Gelin almaya; davetliler oğlan tarafı yakınları (elti görümce kaynata amca vb.) ve son zamanlarda damat gitmektedir. Gelinin kaynanası gelin almaya gelmez gelini evde bekler.
Düğün alayı kız evine düğün bayrağı önde olmak üzere davul-zurna eşliğinde gider.
-Bazı yörelerde kız evi ile oğlan evinin 2 ayrı bayraklı düğün alayı olur. Kız evi düğün bayraklıları oğlan tarafını köy sınırında bekler ve karşılaştıklarında oğlan tarafına sorular sorarlar. Kız tarafının sorularına erkek tarafı cevap verebilirse birlikte eğlenirler bilemezlerse kız tarafına “bayrak yolu” (para) verilir.
-Buna benzer bir uygulama da istedikleri bir şeyin sözünü almak için kız tarafı delikanlılarının düğün alayını yumurta ve taş yağmuruna tutmasıdır.
-Düğün alayı kız evine yaklaşınca delikanlılar urgan gerip urgan parası almadan yol vermezler.

Kız Evine Gelindiğinde Yapılanlar-Kız evine gelen oğlan tarafı kadınları içeri girmek için kapı bıçağı/kapı parası verirlerken diğer gelenler dışarıda bekler. Kadınlar içeride gelini hazırlarlar.
-Kız evi önünde bekleyenler davul-zurna eşliğinde oynarlar halay çekerler oyunlar çıkarırlar silah sıkarlar. Geçmişte özellikle erkeklerin güreş tuttuğundan at ve cirit yarışı düzenlediklerinden söz edilir.
-Gelin alıcılar uzak yerden geliyorsa komşularca paylaşılarak yemek verilir.

Gelinin Baba Evinden Çıkarılışı:
Kız babasından izin alındıktan sonra sıra gelinin çıkarılmasına gelir. Gelinin beline babası ya da erkek kardeşi tarafından kırmızı kuşak bağlanır. Ailesiyle helalleşir. Bazı yörelerde babasının elini ayağını öper babası da ona koç koyun bağışlar. Gelinin sandığına oturan kardeşine de sandık parası ödenir. Bu arada gelin yas eder.

Konya’da kız ağlaması denilen yas örneği:

Evimizin önü mersin
Ellemen dalında ersin
Gelin olup gidiyorum
Çağırın da babam gelsin

Niğde’den bir örnek:

Ocağımızın taşı gara
Ciğerimin başı yara
Sabahtan kalk garip anam
Yana yana evlat ara

Kız annesinin söylediği yas:

Şu görünen ekin mola
Ekin değil purçağ imiş
Kız anadan ayrılması
Yalan değil gerçeğ imiş

Gelin almaya gelen kadınların söylediği ilahi:

Al bayrağın yeşili
Tuttuk cennet kuşunu
Selam söylen damada
Getiriyok eşini

-Gelinin bir koluna kendi aile büyüklerinden birisi diğerine oğlan tarafı akrabalarından birisi son zamanlarda ise bu kişi doğrudan damat olmaktadır.
- Gelin kapıdan çıkarken yeni evine bereketiyle gitsin diye başına buğday çerez leblebi şeker vb. saçılır ya da buğday ve para ayakkabısının içine konur.
-Bacayı ve kapının arkasına tekmeler ki huyu baba evinde kalsın.
-Gelin kapının arkasına tükürür eşiğe niyaz eder.
-Gelinin sırtına yumruk vurulur sağ koluna Kur’an sol koluna ekmek sıkıştırılır. Annesi evden ekşi hamur süpürge oklava gibi eşyalar verir.
-Gelin evden çıkarılmadan oğlan tarafı kızın erkek kardeşine kapı parası ödemek zorundadır. Bolu’da kızın erkek kardeşi kapının üstüne bıçak saplar. Oğlan tarafından bahşiş alıp da o bıçak oradan indirilmedikçe kız evden çıkarılamaz.
-Gelin almaya gelenlerin arabalarına takmaları için kız evi tarafından basma tülbent vb. verilir.
-Gelinin dualar veya davul-zurnanın çaldığı gelin alma havası eşliğinde çıkarıldığı da olur.
-Gelin gelin arabasına bindirilmeden arabanın etrafını 3 kere dolaşarak sağ taraftan biner. Arabaya bindirilen geline bahtının açık olması ve geleceğinin aydınlık olması amacıyla ayna tutulur. Kötü etkilerden uzaklaşsın ve kötü huylarını geride bıraksın diyerek arkasından testi şişe kırılır. Yeni yaşamı akıcı ve temiz duyguları içersin diye arkasından su serpilir.

Gelinin Oğlan Evine Götürülüşü:
Geline köyün içi ve etrafı evliliğe koruyuculuk kazandıracağı inancıyla cami ölmüş olan oğlan tarafı büyüklerini memnun etmek ve sonunun ölüm olduğunu görüp ona göre davranmasını sağlamak amacıyla mezarlık etrafı dolaştırılır. Bu sırada uygun alanlarda durularak davul-zurna eşliğinde oyunlar oynanır at yarışları yapılır silahlar atılır.
-Önceleri damadın gelin almaya gelmediği zamanlarda bir çocuk gelinin evinden aldığı yastığı veya gelinin yüzüğünü ayakkabısını damada götürüp bahşiş alırdı. Böylece gelin alayının yola çıktığı da haber verilmiş olurdu.
-Bir haberci önden giderek gelinin kayınvalidesine gelini aldıklarını söyler ve bahşiş alır.
-Dolaşma sırasında gelin alayının önü çocuklar veya delikanlılar tarafından urgan tutulmak suretiyle kesilir ve bahşiş istenir.
-Önceleri çobanlar at üstünde götürülen gelinin önüne koç çıkarırlarmış. Gelin atın üzerinden eğilip koçu yukarı kaldırabilirse koç gelinin olur aksi halde çobana düğün sahibi bahşiş verirmiş.

Gelin Oğlan Evine Gelmesi ve Arabadan İndirilmesi
Gelin arabadan inmeden önce kaynana veya kayınbaba indirmelik veya üzengilik olarak adlandırılan hediye vermek zorundadır. Bu hediye tarla koç koyun olabilmekte ailelerin varlık durumlarına göre değişmektedir. Bazen etraftakiler kaynanaya “ne bağışladın?” veya “gelinin ayağı topal inmiyor” sözlerine karşılık “oğlumu bağışladım” veya “koç gibi oğlan bağışladım” karşılığını verdiği olur.
Gelin daha arabadayken doğurgan olmasını sağlamak amacıyla kucağına çocuk verilir.
-Gelin arabadan indirilmeden orada bulunanlar hoca eşliğinde dua ederler. Duadan sonra gelin dayanıklı ve sağlam olması amacıyla ters çevrilmiş kazana ve üzerindeki kaşığa bastırılarak kaşığı kırması sağlanır.
-Yine sağlam ve dayanıklı olması amacıyla gelin saca hayvan derisinden yapılmış kendire bastırılır.
-Koyunun uysallığına sahip olması dileği ile koyun postuna bastırılarak indirilmesi yaygın bir uygulamadır. Gelin arabadan indirilirken kurban kesilir kanı gelinin alnına sürülür kanın üzerinden atlatılır.
-Doğurgan olsun ve yeni evine bereketiyle gelsin diye damdan gelinin başına üzüm leblebi fındık fıstık iğde üzüm serpilir.
-Gelinin inançlı olmasını sağlamak amacıyla bir koluna Kuran diğerine ekmek konur veya eline Kuran ile ayna verilir.
-Gelinin kötü huylarının yok edilmesi söz dinleyen bir ev kadını olmasını sağlamak amacıyla evin damı üzerinden çömlek atılarak kırılır. Bazen de geline bardak kırdırılır.
-Yeni evindekilerle geçimi uyumlu ve tatlı olsun diye gelin kapıya kadar yol üzerine yağ bal karışımı döker. Damat elma ve portakalı yerde parçalar havaya ateş eder.
-Gelin kapının önüne geldiğinde duvağı açılarak yine aynı amaçlarla ağzına yağ-bal sürülür tatlı yalatılır. Bir lokum ya da şeker ikiye bölünerek veya pekmez ile tereyağından birer lokma geline ve damada ya da geline ve kaynanaya yedirilir.
- Gelin kendisine verilen yağ-bal karışımı şerbet pekmez hamur veya mayayı kapıya kaynanasının şalvarının ağına sürer.
-Gelin ya da etraftakilerce yeni evinde kalıcı olsun diye bir çivi eşiğe duvara ya da kapıya çakılır.
-Eşikte testi bardak kırıp evin kapısını tekmeyle açar eşiği öper eve sağ taraftan sokulur.
-Gelin sağlam ve dayanıklı olsun kötü etkilerden temizlensin diye eşiğe konan demir veya ateş üzerinden atlatılır.
-Gelin içeri girerken bir kaşığı arkaya fırlatır sonra kaynanasının koltuğunun veya bacağının altından geçer. Böylece kaynanasının sözünden dışarı çıkmaması sağlanmış olacaktır.
-Kapıdan girerken yol üzerine yastık oklava gibi eşyalar konur. Gelinin bunları alıp yukarı çıkması halinde anlayışlı olduğu görmeden geçmesi durumunda da bilgisizliği anlaşılmaya çalışılmaktadır. Gelinin anlayışlı bilgili olması ondan aranan iyi huy namuslu olma niteliklerinden hemen sonra istenen bir özelliktir.
Gelinin Oğlan Evine Girmesi
Sağ ayağı ile eşikten atlayarak giren gelin kaynanasının elini eteğini ve kayınpederinin elini ayağını evde bulunan diğerlerinin ellerini öper.
-Gelin ailenin ve yakınlarının ağızlarına eritilmiş bal veya pekmez sürer üzerlik tüttürülür.
-Gelin ocakbaşı ile evin bacasına yağ sürer aş evine sokulup çıkarılır ya da sandalyede oturtulur. Gelin ibrikle evin dört tarafına su döker odasının kapısını üç kere açıp kapatır.
-Gelinle damada şerbet içirilir. Kız evinden getirilen ekmek tuz maya tabak yerlerine yerleştirilir.
-Kaynana geline yağda pişmiş yumurta yağlı ekmek yedirir. Gelinin kucağına erkek çocuğu oturtulur ya da yatağında yuvarlatılır.
-Gelinle damat bir odaya alınırlar. Yine evliliğin mutlu olmasını sağlamak için birlikte şerbet içerler. Damat geline yüz görümlüğü olarak para veya altın taktıktan sona birlikte dışarı çıkarlar.
Güvey arkadaşları tarafından akşam getirilmek üzere götürülür.
Kadınlar gelini görmeye gelirler. Gelin de orada bulunanların ellerini öper. Oğlan evinin kadınları tarafından dışarı çıkarılarak öğüt vermek amacıyla türkülerle övülür.

Gelinin giydiği çizme
Çizmenin tabanı yazma
Gelinim mehleyi gezme
Hoş geldin gelin kadın

Gelin geldin evimize
Sevgi düştü gönlümüze
Bi yalınız oğlumuza
Hoş geldin gelin kadın
Oyunlar oynanarak düğün akşama kadar devam eder. Bugün gelenlere yemek verilir.
4- Nikah – Gerdek
“Medeni veya dinsel nikahtan sonra gelinle güveyin bir araya gelmelerine gerdek denir. Böylece gelinin ve güveyin evliliği yasa din ve bağlı bulunduğu toplum üyelerinin onayı ile geçerli sayılmış olur…Yasa önünde geçersiz olmasına karşın imam nikahı denilen “dini nikah” halen yaygınlığını sürdürmektedir. Kimi ailelerse medeni nikahın yanı sıra sonradan bir de dini nikah yaptırarak evlilik birliğini kutsamış olurlar. Hatta kimi durumlarda sadece dini nikah yaptırılmakla yetinilmektedir.” (ÖRNEK S.197)
“İster yasal yoldan isterse yasalardan kaçınılarak gerçekleştirilmiş olsun nikahın amacı; kadın erkek beraberliğini ilan etmek toplumun gözünde geçerli saymak kutlamak ve kutsamaktır.
Nikahtan sonra bir araya gelecek çiftlerin kalacağı yere “gerdek evi” “gerdek damı” “gerdek odası” gibi adlar verilmektedir. Sağdıcı ve yakın arkadaşları tarafından şamatayla ve yumruklanarak getirilen güvey gerdek odasına sokulur. Gelin ile güvey birbirlerine sözlerini geçirmek dileği ile ayaklarına basmaya çalışırlar. Geleneğin ve dinselliğin ağır bastığı yerlerde güvey başkalarıyla birlikte namaz kıldıktan sonra ilahiler arasında gerdeğe sokulur. Gelinle güveyin karı koca oldukları geceye “gerdek gecesi” ya da “zifaf gecesi” denmektedir…
Gelinin sandığında veya arkasından gelin ardı denilen yiyecek gönderilir. Bunda pişirilmiş tavuk baklava çerez türünden yiyecekler bulunmaktadır.
Gelinin yanında bir yenge bulunmaktadır. Yenge gelin ile güveyi el ele tutuşturup gelini güveye teslim ettikten sonra dışarı çıkar. Bu arada gelin hiç konuşmaz güveyin gelini konuşturmak için çeşitli yöntemlere baş vurduğu olmaktadır. Gelini konuşturmanın tek yolu “yüz görümlüğü” denilen hediyenin geline verilmesidir. Bu arada güvey iki rekat namaz kılar. Gelin ayakta bekler.
Çoğunlukla kızla birlikte kız evinden gelen yenge birleşmenin işaretini bekledikten sonra geri dönmektedir. Yengenin bir görevi de kız annesine müjde vermektir. Kız evine haber çoğunlukla gece gitmektedir.
Ülkemizde gelinin masum ve temiz olmasına önem verilir. Kızın evlenmeden önce başkaları ile tanışmamış olması üstünde titizlikle durulur. Törelerin etkinliğini sürdürdüğü yerlerde yenge kadınlar gerdek sonucunu beklerler. Kimi yerlerde kızın temiz çıktığı belli olunca sonuç evin damına bayrak asmak ya da silah atmakla ilan edilir. Gelinin kız çıkmadığı anlaşılırsa baba evine yollanması da bilinen olaylardandır.” (ÖRNEK S.198)

5- Gerdek Ertesi
Gerdek gecesinin sabahında sabah erkenden gelin kaldırılıp yatağı toplanır çarşafına bakılır. Bu işi yenge sağdıç hanımı veya sağdıç anası yapmaktadır. Güvey odadan çıkmadan çarşafı toplayacak kişiye bahşiş bırakır. Gelinin bakireliği onaylandıktan sonra bunu kutlamak amacıyla öğleye doğru veya öğleden sonra genellikle genç kızların bulunmadığı sadece kadınların katılımı ile törenler düzenlenmektedir. Evliliği tamamlayıcı nitelikte olan bu törenler hem gelini görmek hem de gelinin bekaretini kutlamak amacına yöneliktir. Bu törenlere; duvak duvak açma gelin görme baş bağlama yüz açımı gelin yanı duvak serpme semet gibi adlar verilmektedir.
Günümüzde artık genç kızların da bu törenlere katıldığı görülmektedir. Gerdek ertesinde düzenlenen bu törenler bazı yörelerimizde fonksiyon değiştirmekte gelinin çeyizinin görüldüğü bir gün olma şekline bürünmektedir.
Gelinin çarşafı toplanan kadınlara gösterilirken odanın uygun bir yerine belli olacak şekilde asıldığı gibi tepsi kalbur içine konur veya çeyizinin olduğu odaya asılır. Gelinin çarşafını görenler bahşiş verirler.
Kastamonu ilinde rastlanılan bir uygulama dikkate değerdir. Kız hakkında evlenmeden önce söylentiler çıkmışsa duvak günü ihtiyar bir kadın gelinin çarşafı ile herkesin ortasında oynamaktadır.
Gelin ve damat evde bulunanların elini öperler. Onlar da yüzgörümlüğü denilen hediye verir. Gelin bu arada sandığında getirmiş olduğu hediyeleri evdekilere dağıtır. Ev içinde gerçekleştirilen el öpme merasiminden sonra gelin ve güvey bir aile büyüğü tarafından yakın akrabaların elini öpmeye de götürülür.
Gelinin çarşafı toplandıktan sonra güvey ve gelin davul-zurna eşliğinde güvey çıkarma havası çalınarak dışarı çıkarılır. Güvey arkadaşları tarafından hamama gelin de yengeler tarafından banyo yapmaya götürülür.
Gelin yeniden gelinliği giydirilerek hazırlanır. Fark gelinin yüzünün açık olmasıdır. Törene kız annesi katılmaz.
Öğleye doğru veya öğle ezanı okunurken gelin kıbleye döndürülerek ortaya oturtulur. Gelinin kakülü kesilir. Kesen kişiye bahşiş vermek adettir. Bazı yörelerimizde unutulmuş olmakla birlikte bazı yörelerde tespit edilen ve gelinin kadınlığa geçtiğini gösteren bir uygulamadır. Buna zilif kesme kakül kesme kekil kesme duluk kesme gibi isimler verilir.
Gelinin yüzünün ve alnının açık olduğu göstermek için duvak açma töreni yapılır. Buna duvak açma duvak serpme duvak savma da denmektedir. Gelinin yüzüne al bir örtü örülüp oklava ile kız ve erkek çocuğuna üç kere kapatıp örttürülerek yüzü açılır. Gelinin duvağı açıldıktan sonra bugüne kadar kız başı olarak düzenlene başı kadın başı olarak düzenlenir. Ankara ve Yozgat’ta baş bağlama sırasında yapılan uygulama ilginçtir. Gelinin başı bağlandıktan sonra gelinin ağzı sembolik olarak mendille kapatılarak :

“Bu yaşmak Halep’ten gelmiş
Getirin vurun gelinin ağzına
Duyduğunu demesin erine” denilerek öğüt verilir.

Bu uygulamaların ardından orada bulunanlara yemek verilir. Bazı yörelerde o gün gerdek gecesinden artan yiyecekler oradakilere dağıtılır.
Yemekten sonra eğlenceler başlar. Gelin bereketli olması amacıyla oynatılır.
Kadınların eğlenceleri tamamlandıktan sonra namazdan dönen damat türkü söylenerek ortaya getirilir. Gelinle birlikte orada bulunanların elini öper. Damat daha sonra gelinin alnından öpüp koluna girerek odasına götürür.

Hediye Bağış ve Ödemeyle İlgili Adetler
“Evlenme olayının hemen her aşaması hediyeyle bağışla ödemeyle ziyaretle bir araya gelmeyle ilgili bir takım adetleri de gerekli kılmaktadır. Oldukça zengin bir tablo çizen ve yöresel özellikleri de içererek çeşitlemeler gösteren bu gelenek ve adetlerin yerine getirilmelerine özen gösterilir. Böylece yaşamın bu önemli olayı geleneklerin belirlediği çerçeve içerisinde söz konusu toplumun ya da grubun olurundan geçirilerek değerler sistemiyle ve bu sistemleri işleten mekanizmalarla uygunluk sağlamış olur. Tersi durumda yani törelerin öngördüğü beklentilere uyulmaması durumundaysa çevrenin ayıplayıcı kınayıcı ve zorlayıcı nitelikteki yaptırımlarıyla karşılaşılır ki bunu da kimse istemez.
Bu adetlerden birisi “gelin hamamı” genel adıyla bilinendir.
Evlenmenin çeşitli aşamalarında geline sunulan hediyeler de önemli bir adet kümesini oluştururlar. Bu türden adetler yöreden yöreye kimi değişiklikler çeşitlemeler göstermekle beraber aynı amaca yöneliktirler. Bunların içerisinde “takı” genel adıyla bilinen en yaygın olanıdır…
Güveyin gerdeğe girdiği gece gelinin duvağını açmadan önce “yüz görümlüğü” adıyla bilinen adet gereğince bir hediye vermesi yaygın bir gelenektir.
Başlık geleneği günümüzde birçok yöremizde kaldırılmış olmakla birlikte bazılarında geçerliliğini koruyan bir gelenektir. Başlık erkeğin ya da ailesinin kız tarafına verdiği nakit para veya eşyadır. Başlığa “bedel ağırlık” da denmektedir. Başlığın temelinde hem ekonomik hem de saygınlık etmeni yakmaktadır. Evlenme yoluyla evden ayrılan kızın iş gücünü karşılamak ve ekonomik boşluğunu doldurmak karşılığında alınan para ve paraya çevrilebilecek değerli hediyeler dengeyi sağlanmaya yöneliktir.
İslam hukukunda evlenme sözleşmesinde kadına ödenmek üzere belirlenen paraya da “mehr” ya da “mihr” denmektedir. Bu dinsel nikah sırasında kararlaştırılır. Karı kocanın ayrılmasında boşanmasında ya da kocasının ölümü durumunda kadına verilmek üzere dinsel nikah sırasında belirlenen bu parayı bugün ülkemizde uygulanan başlık geleneği ile karıştırmamak gerekir. Ödeme ve belirleme biçimine göre değişik adlar alan (mehr-i musamma mehr-i muaccel mehr-i müeccel) bu işlemi gelenek evliliğin ciddiyetinin ve kadının geleceğini güvence altına almayı amaçlamaktadır.

Evlenmeyle İlgili Ritüel ve Büyüsel İçerikli İşlemler :
Kısmet açmaktan başlayarak gerdek gecesine kadar uzayan aşamalar içerisinde uygulanan dinsel ritüel ve büyüsel içerikli birçok adet işlem ve pratik vardır. Bunların bir bölüğü gelin ve güveyin mutluluğuna yönelik dilek ve pratikler çerçevesinde toplanırken bir bölüğü kara büyü alanına giren işlemler içerisinde yer alırlar.
Gelinin bahtının açık olması yeni evine bağlanması uğur bereket getirmesi yumuşak huylu olması amacıyla bir çok pratik uygulanmaktadır. Bunlar arasında başı üstünde ayna tutulması başına buğday serpilmesi güveyle birlikte tatlı yedirilmesi ocağın etrafında dolaştırılması mezarlığın ziyaret ettirilmesi baba evinden bir parça tuz ve yağ getirilmesi örnek olarak verilebilir.

Evlenme Geleneklerimiz

Yaşamın temel dönüm noktalarından biri olan evlenme hem kadın ve erkeğin yaşamını birleştirmesi açısından bireysel; hem de aile ve akrabalık bağlarının kurulması açısından toplumsal bir olgudur. Özellikle küçük köy topluluklarında düğün köyün tamamını içine alan bir faaliyet olması nedeniyle bir “bayram” anlamı kazanır. Evliliğin aşamaları sırasında yapılan törenlerin bazıları yeme-içme eğlence havası içinde geçerken bazıları “ağıt” görünümündedir.

Evliliğin tümünü içine alan töre ve törenlerin sergilendiği aşamalar şöyle sıralanabilir:

A. Düğün öncesi

I. Görücülük dünürcülük kız isteme

II. a. Söz kesme

b. Şerbet

c. Nişan

III. Düğün okuntusu

IV. Çeyizin gitmesi ve sergilenmesi

V. Gelin hamamı

B. Düğün

I.Kına gecesi

a. Kız kınası

b. Oğlan kınası

II. Gelin alma

III. Nikah

IV. Gerdek

V. Gerdek ertesi

C. Düğün sonrası uygulamaları

Evlilik kararının verilmesinden sonra yapılacak ilk iş damat adayı için eş seçimidir. Özellikle geleneksel kesimde eş seçimi öncelikle erkeğin anne-babasının öncülüğünde yapılırdı. Son zamanlarda bu durumun yavaş yavaş değişmeye başladığı görülmektedir. Gençler ya doğrudan kendileri tanımak suretiyle evleneceği kişileri seçmekte ya da hep birlikte karar verilerek uygun eş seçilmektedir.

Görücü usulü olarak literatüre geçmiş olan evlilik türünde önce erkeğin annesi ve aileye yakın kadınlar kız tarafına giderek kızı görürler. Kız beğenildikten sonra damada gösterilir o da beğenirse kızın istenmesine karar verilir.

Kız evine gidilerek kızın babasından istenmesine dünürlük dünürlüğe gitme elçiliğe gitme gibi isimler verilir. Ailenin ileri gelen kadınları ve erkekleri daha önce belirlenmiş olan hayırlı bir günde (genellikle Perşembe ve Pazar günleri uğurlu gün sayılır) kızı Allah’ın emri peygamberin kavliyle ailesinden istemek üzere giderler.

Ancak kız evi biraz da naz evi olması nedeniyle ilk istemede kız verilmez. Birkaç defa daha kız istendikten sonra kız evi yeterince düşündükten sonra olumlu cevabı oğlan tarafına bildirir. Böylece karar verildiği için söz kesilmiş olur. Tarafların isteğine göre bazen aynı gün gelin damada nişan yüzükleri de takılır bazen de ayrıca düzenlenecek nişan töreninde bu işlem gerçekleştirilir. Söz kesildikten yaygın bir gelenek olarak arada tatlılığı sağlamak dileğiyle şerbet içilir. Şerbetin içilmesi artık kızın kesin verildiği ve evlilik kararının kesinleştiği anlamına gelir. Ayrıca söz kesme sırasında aileler nişan ve düğün tarihleri alınacak eşyalar ya da başlık parası miktarı gibi konuşmalar da yaparlar.

Her iki taraf da hazırlıklarını tamamladıktan sonra kız evinde daha çok kadınların katılımıyla nişan töreni yapılır. Erkek tarafı gelin için alınan takıları takar ve diğer hediyeleri verir; karşılığında kız tarafı da hediyeler verir. Nişan töreni isteğe bağlı olarak yemekli de olabilir. Eğlencelerle bu mutlu olay aynı zamanda kutlanmış olur. Nişan hem evliliğe atılan bir adım hem de her iki taraf için bir tanışma ve uyum düğün için kararlaştırılan sürenin başlangıcı anlamlarına gelmektedir. Eğer taraflar arasında herhangi bir anlaşmazlık ortaya çıkarsa nişan bozulabilir. Ancak bu hiçbir zaman tercih edilen bir durum değildir.

Bundan sonra düğün aşaması gelmektedir. Öncelikle çevredeki insanların düğüne çağrılması gerekmektedir. Düğüne çağrı aşamasında son zamanlarda daha az uygulanan bir gelenek de köyde bulunan kişilere “okuntu” dağıtmaktır. Okuntu için bir anlamda düğün davetiyesidir demek mümkündür. Bunun için uygun bir kişi görevlendirilir ve bu kişi köyü dolaşarak okuntuyu dağıtır. Okuntu daha önceden hazırlanmış bir parça kumaş bir mendil bir yazma gibi hediyeler olabileceği gibi şeker börek gibi yiyecek türünden şeyler de olabilir. Bunlar düğün okuntusu olarak dağıtılırken misafirler düğüne davet edilmiş olur.

Masallarda her ne kadar kırk gün kırk gece süren düğünlerden söz edilse de Anadolu’da düğünler genellikle üç gün sürmektedir. Son zamanlarda ise yalnız hafta sonları olan iki günlük düğünler hem ekonomik hem de sosyal açıdan tercih edilmektedir.

Evlenme olayının temelini teşkil eden düğün de iki ana bölümden oluşmaktadır:

a. Kına gecesi

b. Gelin alma

Düğünden bir gün önce kız evinde ve oğlan evinde yapılan törene kına gecesi denir. Kına gecesi her iki tarafta da yapılabilir ama yoğun olarak ve daha detaylı bir biçimde kız evinde kadınlar arasında yapılır.

Kına gecesinin yapılacağı gün erken bir saatte erkek evinin çatısına bayrak asılır. Bayrak özel olarak seçilen bayraktar tarafından kalabalık grubun da eşliğiyle eğlencelerle toplu olarak asılır. Bazı yerlerde bu eğlence sırasında “bayrak ekmeği” denilen yemek orada bulunanlara ikram edilir. Bayrağın asılması düğünün başladığının resmen ilan edilmesi demektir.

Kına gecesinin olduğu gün ya da birkaç gün öncesinde gelinin çeyizleri kız evinden alınır oğlan evine getirilerek gelinin odası hazırlanır. Gelinin çeyizleri bazen düğünden birkaç gün önce kız evinde bazen de düğün ve sonrasında oğlan evinde sergilenerek misafirlere gösterilir. Çeyiz kız evinden alınırken bir kişinin sandığın üstüne oturarak bahşiş istemesi oldukça yaygın olarak rastlanan geleneklerdendir. Kına gecesinin olduğu gün aynı zamanda günün erken bir saatinde erkek tarafından bir grup kadın o gece yakılacak kınayı gelinin giysilerini ve misafirlere ikram edilecek yiyecekleri eğlencelerle kız evine götürürler.

Kına gecesinde kız evinde toplanan kadınlar bir süre eğlendikten sonra açıklı türküler söyleyerek gelini ağlatmaya çalışırlar. Daha önceden suyla yoğrulan kına bir tepsi içerisinde etrafına mumlar dizili şekilde ortaya getirilir. Bazı yerlerde önce geline kına yakıldıktan sonra misafirlere de kına dağıtılır; bazı yerlerde de o sırada orada bulunanlara kına dağıtıldıktan sonra herkes gittikten sonra geline kına yakılır. İsteğe bağlı olarak gelinin ellerine ayaklarına ve saçına da kına yakıldığı olur. Genellikle kınanın yoğrulması dağıtımı ve geline kına yakılması işlerinde “başı bütün” olarak adlandırılan mutlu evlilik sürdüren bir kadının görevlendirilmesine dikkat edilir. Gelinin bir eline kadın bir eline de genç kız kınayı koyar. Kına yakılmadan önce gelinin avuç içine bozuk para ya da altın konur.

Kına gecesinin ertesi günü hem gelin alma günü hem de esas düğün günüdür. Her iki tarafta da konuklara yemek ikram edilir genellikle davul-zurna eşliğinde eğlenceler yapılır. Gelin alma günü erken saatlerde oğlan evinde damat tıraşı güvey giydirme gibi adlar alan törenler yapılır. Kız evinde de gelinin hazırlanması söz konusudur. Bunun için köylerde her zaman bütün düğünlerde görev alan genellikle düğün yemeğini de hazırlayan aşçı kadınlar görevlendirilir. O gün oğlan tarafından konuklar toplanarak kız evine gelin almaya gelirler. Gelin evden çıkarken erkek kardeşi ya da amcası tarafından beline gayret kemeri de denen kırmızı kuşak bağlanır. Gelin ailesiyle vedalaştıktan sonra hayır dualarla bazen ilahilerle bazen de davul-zurna eşliğinde eğlencelerle evden çıkarılır. Gelin evden ayrılırken geride kalan bekar arkadaşları da evlenebilsin diye birtakım şeyler yapar. Örneğin henüz bitmemiş bir çorabı sökerek evden çıkar ki diğer kızlar da çorap söküğü gibi evlenebilsinler… Gelin baba evinden çıkarken olsun oğlan evinin kapısından girerken olsun evliliğin yolunda gitmesi çiftin mutlu olmasını sağlamak için birtakım dinsel-büyüsel işlemler yapılmaktadır. Örneğin gelin evden çıkarken arkasından ayna tutularak aydınlık bir hayatının olması isteği ifade edilir. Aynı şekilde oğlan evinin kapısından girerken kapının eşiğine ve tavanına yağ bal gibi şeyler sürdürülerek gelinin yeni evindeki kişilerle iyi geçinmesi sağlanmaya çalışılır.

Gelinin başından şeker bozuk para kuruyemiş gibi şeyler atılarak bolluk-bereket getirmesi dileği ifade edilir.

Düğün olduğu akşam erkek tarafında kalmış az sayıda misafire yemek verilir ve gelinle damadın imam nikahı kıyılır. Önceleri resmi nikah düğünden sonra herhangi bir tarihte yapılabilirken son zamanlarda düğün öncesinde resmi nikahın mutlaka yapılmış olmasına özen gösterilmektedir. Genellikle düğün alışverişi için taraflar bira araya geldiklerinde resmi nikah da yapılmaktadır. İmam nikahı kıyılıp dualar okunduktan sonra gelinle damat kendi odalarında bir araya gelirler. Bu sırada gelinle damadın uyumlu bir biçimde birlikte olabilmelerini sağlamak amacıyla da birtakım dinsel büyüsel işlemlere başvurulur. Örneğin odanın kapısına bir bıçak saplamak kapı önünde bir kilidi açmak vb. Bunun dışında orada bulunan kişilerin ellerini ve kollarını bağlamamaları istenir. Daha önceden kız tarafından o gece yenmek üzere özel olarak hazırlanmış ve gelinin sandığına konmuş olan yiyecekler ve başka şeylerin de bulunduğu yemek tepsisi odaya bırakılır. Bazı yerlerde tepsiye tek kaşık tek çatal tek bardak konarak gelinle damadın bunları ortaklaşa kullanmaları sağlanır. Böylece birbirlerine daha çabuk ısınacaklarına inanılır. Bu aşamada gelinin masum ve temiz olduğunun simgesi olan çarşafa bakma adeti gündeme gelir. Düğünde görevli olan yenge ya da aşçı kadın tarafından gelinin durumu öğrenilerek ailelere bildirilir. Bazen de gelinin bakire çıkmaması durumunda baba evine gönderilmesi söz konusudur.

Düğünün ertesi günü duvak günü yüz açımı baş bağlama gibi adlar altında birtakım eğlenceler düzenlenir. Bu eğlence daha sade bir biçimde yalnız kadınlar arasında yapılır. Önceleri duvak günü eğlenceleri sırasında gelin çeşmeye götürülerek su getirmesi sağlanırmış. Gelin hamur yoğurup börekler yaparmış. Böylece eve bolluk bereket gelir inancı varmış. Ancak bunlar artık unutulmuş geleneklerdir. Duvak günü eğlenceleri de pek çok yerde yapılmamaktadır.

Halk Oyunlarının Günümüz Folklorundaki Geçerliliği

GÜNÜMÜZ FOLKLORUNDA HALK OYUNLARININ ADININ DANS MI YOKSA OYUN OLARAK MI GEÇERLILIK KAZANMASI

Türkiye ‘de genel olarak ‘DANS’ kelimesinin kullanimi çok azdir.Türk toplumunda Türk Halk Oyunlari olarak geçerlilik kazandigindan dolayi Dans kelimesi folklorumuzdaki yerini tam anlamiyla alamamistir.Yeni bir yüzyila girdigimiz su günlerde bilimselligi ve bilimsellige ulasmanin çabalari içinde olan Ülkemiz Türk kültürü ve folklorunu üniversitelerde daha detayli sekilde ele almaktadir.Iste bu asamada Konservatuarda okuyan ve görev yapan ögrenci ve ögretmenlerimize bu konunun aydinlanmasi için görevler düstügü kanisindayim. Konuyu ilk önce ‘OYUN’ kavrami olarak ele alirsak içeriginin çok fazla oldugunu görecegiz. 1.Talih kumar fal niyet oyunlari büyülük ve törelik oyunlar. 2.Yalniz çocuklara has oyunlar 3.Beceri ve güç oyunlari 4.Zeka oyunlari 5.Katisimli oyunlar.(Türker Eroglu 1994 Insan Ve Oyun 9-10-11) Görüldügü gibi oyun kelimesi birçok kavrami içine almaktadir.Yine oyun kelimesi Ingilizce de ‘play’ anlamina gelmektedir.Ve bu nedenle ikisi arasinda Oyun ve Dans kelimesinin birbirinden ayirt edilmesi gerektigi inancindayim. Oyun kelimesi aslinda Türk toplumunun çok eskilere dayanan Dogu Türkistan Türkleri Yakutlar gibi erkek samana ‘UDAGAN’ derler.Oyun kelimesi ile yalniz saman degil saman töreninin bütünü kastedilmektedir. Buda gösteriyor ki aslinda oyun sözcügünün çok eskilerden beri süre gelen dini bir agirligini oldugu belirmektedir. Günümüz Türkiye’sindeki oyun türleri 3 veya 4 kisimda incelenmektedir. 1-Dramatik oyunlar 2-Çocukgenç yetiskin oyunlari 3-Halk oyunlari (Danslari) 4-Orta oyunlar (Türker Eroglu 1994 Insan Ve Oyun 13-14) Bunlari ayri ayri ele alacak olursak 1-DRAMATIK OYUNLAR a)Ölme – dirilme (Arap oyunu – Kis yarisi) b)Kiz kaçirma (Kiz kaçirma) c)Ölüp dirilme – Kiz kaçirma (Deveci oyunu) d)Günlük hayattan sahneler (Kaynana – Gelin) e)Esnaflik oyunlar (Doktor oyunu) f)Hayvan taklitleri (Deve oyunu) g)Tarimla ilgili oyunlar (Sigir gütme) h)Çoban oyunlari (Kurt dolastirma) i)Hayvan benzetmeleri (Deve düzme – Deve TavsanKeklik) j)Efsane ve masallardan oyunlar (Köroglu) k)Sakalar ve dilsiz oyunlar (Lal Somut Köse Ölü Hortlak) l)Kukla (Çömçe gelin Çullukadin Güççe) 2-ÇOCUK GENÇ YETISKIN OYUNLARI a)Asik oyunlari b)Yüzük oyunlari (Fincanli yüzük) c)Degnek oyunlari (Cirit – Degnek) d)Tas ve gülle oyunlari (Bektas Dokuz Tas Gülle) e)Kovalama – kosma – kurtarma – zor kullanma f)Atlama – siçrama – sekme (Birdirbir Uzun esek) g)Top oyunlari (Bez top siçrayan top agir topu Egir ve Büdü) h)Saklama – saklanma (Saklambaç) i)Dilsiz – sasirtma – saka oyunlari (Lal) j)Dramatik nitelikte büyük ve törenle ilgili oyunlar (Evcilik Hirsiz Polis Fal Papatya) k)Digerleri (Yag satarim El epenek Çingil mirgil Ben bilirim ) gibi eglence oyunlari 3 -HALK OYUNLARI (Danslari) Bu bölümde yaygin olarak bilinen Halay Bar Horon Yalli v.b. gibi oyunlar yer almaktadir. 4-ORTA OYUNLARI a)Karagöz – Hacivat b)Dilenci c)Arap kiz – Arap oglan gibi Yukaridaki konularda da belirtildigi gibi Oyun sözcügü birçok bölümü ele almaktadir.Ve buda sahnelenmekte olan Halk oyunlarinin Dans sözcügü ile temsil edilmesi gerektigini bir kez daha ortaya sermistir. Ikinci kisimda ‘DANS’ kelimesini ele alacak olursak Halk Oyunlarinin Halk Danslari diye hitap edilmesinin gerekliligi belli olacaktir. Tabi ki Dans sözcügü bir çirpida anlatilacak kadar basit bir içerik tasimamaktadir.Önemli dans tarihçileri ve bilim adamlarinin dans hakkinda söylediklerinden yola çikarak ortak bir tanim elde edebiliriz. Önemli dans tarihçilerinden Amerikali Curt Sachs ‘DANS’ hakkindaki yorumunu söyle yapmaktadir:’Dans bütün sanatlarin anasidir.Müzik ve siir zaman içinde yasar Resim ve Arkeoloji boslukta ve uzayda ama dans ayri bir zamanda hem boslukta ve hem de zaman içinde yasar.Yani Uzayda yaratilan bir sekli ve o sekli meydana getiren hareketler toplulugunu zamanla bütünlestirir.’Temel Dans Egitimi 1999 Gürbüz Aktas – 3 Yine ünlü bir Amerikali yazar olan RUTH LAWEL MURRAY ‘da Dans hakkindaki tanimini ve yorumunu söyle yapmistir:’Dans insan hareketlerinin uzayda meydana getirdigi sekillerin ritim ile anlatimidir.Bu hareketler öyle bir düzenle organize edilmistir ki bu yazi kompozisyonu gibi giris gelisme sonuç bölümü vardir.Yalniz burada bilimsel açidan bir tartisma söz konusu olabilir.’Temel Dans Egitimi 1999 Gürbüz Aktas – 2 Yukarida verilen tanimlarda hareket bosluk zaman ve ritim terimlerinin ortak oldugu görülmektedir.Ancak Dans sadece bu ögeleri birlestiren bir takim hareketler dizisinden meydana gelmiyor.Dans bu ögeleri kullanmak yoluyla kisiselde anlatimi kültürel ve inançsal gibi anlamli ögeleri de içeren bir davranis olarak meydana gelir. Dans ile ilgilenen yazarlarin hemen hepside Dans tarihinin insanlik tarihi kadar eski oldugunu vurgulamaktadir.Ilk çaglarda insanlar deprem firtina gök gürültüsü gibi dogal olaylarin devrini anlatmakta güçlük çekmisler ve ulasamadiklari analiz edemedikleri için günesi ayi yildizlari doga üstü güçler olarak algilamis ve onlari gök tanrilari olarak kabul edilmistir.Dogal olaylardan etkilenmis ve korkmuslardir.Çünkü bu dogal olaylardan kendilerini korumanin yollarini ilk anda bilememistir. Iste bu etkilere gösterdikleri tepkilerini duygularini sevinçlerini ve acilarini vücut hareketleriyle yani taklitlerle anlatmislardir. Böylece kendi aralarinda belli bir iletisim saglayan sözsüz bir dil yani beden dili yaratmislardir. Iste buradan anlasiliyor ki halk oyunlari diye hitap edilen dansin vücut dilinden baska bir sey olmadigi belirgindir. Bu nedenle halk oyunlari yerine halk danslari olarak adlandirilmasi gerekmektedir KAYNAKÇA 1- Türker EROGLU :Insan ve oyun dans ve halk oyunlari KAYSERI 1994 2- Gürbüz AKTAS :Temel dans egitimi Bornova / IZMIR 1999

Türk halk danslarının kökeni ve gelişimi

Anadolu’da günümüzden yaklaşık on bin yıl kadar öncelere uzanan bir dans geleneği vardır. Anadolu insanı da söz konusu bu dans geleneğini en kutsal bir kültür emaneti olarak günümüze kadar ulaştırmıştır İngiliz arkeolog James Mellart’ın Çatalhöyük’te yaptığı kazılardaki Neolitik Kent’te bulunan M.Ö. 5500-6500 yıllarına ait duvar resimleri bu görüşü açık bir biçimde ortaya koyarak ispatlamış bu?lunmaktadır. İki metre boyunda ve üç dört renkli olarak meydana getirilmiş duvar resim?lerinin bazı bölümlerindeki insan figürleri toplu dansların önemini ve bir bakıma da kutsallığını göstermektedir.

Anadolu’da doğup gelişmiş olan Eti Lidya Frigya gibi ulusların zamanımıza kadar ulaşan kültürlerinden ve özellikle plastik sanatlardaki yapıtlarından bu dans geleneğinin aralıksız bir biçimde devam ettirilerek günümüze kadar ulaştığına tanık oluyoruz.

Öte yandan yazılı Çin kaynakları kökenleri Orta Asya’da olan Türklerin de çeşitli tören?lerde toplu danslar yaptıklarını göstermektedir. Türkler zamanımızdan bin yıl kadar önce Anadolu topraklarına gelip oraları kendilerine yurt edindikleri zaman birlikte getirdikleri Türk halk danslarıyla Anadolu’da yaşamakta olan geleneksel dansları birbirine karıştırdılar. Bu suretle halk danslarında bir senaaa meydana getirdiler. Çekinmeden söylenebilir ki Türklerin halk danslarında oluşturduğu bu senaaa diğer kültür birleşimlerindeki başarılarının en önde gelenidir. Bugün Anadolu halk danslarının dünya festivallerindeki büyük beğeni ve başarı sırlarının önemli kısmı bu senaaain temellerinde aranmalıdır. Bunun için Anadolu’daki halk dansları dünyadaki tüm halk dans?larından daha hareketli daha renkli ve daha anlamlı nitelik ve nicelikler taşımaktadır. Bunun için bugün sayısı binlere yaklaşan Anadolu topraklarındaki Türk halk dansları yurdumuz yüzeyinde çeşitli gruplar ve genel isimler altında kümelenmiş bulunmaktadır.

Türk halk dansları yurdumuzun dört bir yanında köyünde kentinde genç-yaşlı ayırımına bakılmaksızın insanlarımızın tümünün birlikte katıldığı; coşkuyla sevgiyle heyecanla oynadığı oyunlardır. Her bir yerleşme merkezinin ortaya koyduğu bir halk kültürü dalıdır. Oralarda yaşayan insanların eseridir atalarından öyle görmüşlerdir ve hemen hemen aynı figürlerle bu oyunları uygularlar. Oyunu ilk kez kimin düzenlediği ne zaman bir halk oyunu olarak hangi ortamda o oyuna can verdiğini hemen hemen hiç kimse bilemez. Dolayısıyla yaratıcının adı-sanı unutulmuş halk tarafından benimsenmiş ve özel günlerde eskiden beri taşıyageldiği çizgilerle oynandığı için artık anonimlik özelliğini kazanmıştır ve böyle olduğundan genel folklorun bir dalı olmuştur.

Tarihin en eski dönemlerinde dinî inanışlar büyüsel işlemler doğayı taklit vb. sebeplerle insanların birtakım hareketler yapması zamanla bu hareketlere müzik ritim ses gibi öğelerin katılması bir halk eğlencesi türündeki bu olayın gelişmesini ve yaygınlaşmasını sağlamıştır. Daha sonraki yüzyıllarda Türk halk dansları kendi iç ve dış yapısındaki gelişmelerini sürdürmüş nihayet günümüzde sanat endişesi estetik kaygı iletişim sağlama içinde bulunulan durumu daha iyi vurgulama vb. düşüncelerle renklendirilip sergilenir olmuştur.

Türkiye’nin birbirinden çok farklı coğrafyaya ve mevsim değişikliklerine sahip bulunması bu bölgelerde yaşayan kişilerin hem halk kültürüne ve hem de bu engin kültürün bir alt dalı olan Türk halk danslarına yansımıştır. Çevrelerinde gördükleri dağları taklit edercesine birbirine omzunu veya sırtını dayayanlar el ele kol kola girip sağa-sola yaylananlar böylece hem yerlerinden yurtlarından kopmamayı hem de komşusuyla eşiyle dostuyla akrabasıyla birlikte bulunup o topluluğun vazgeçilmez bir parçası olduğunu herkese ilân eder… Bu sıkışık düzenin zaman zaman aralanmasına oyuncuların birbirinden bağımsız gibi hareket etmesine baktığımızda o oyunların doğuş yerlerinin daha geniş bir alan olduğunu dağların yerini ovaların aldığını görürüz. Söz gelimi Sivas Erzurum Van Bitlis Kars Hakkari Şanlıurfa Gaziantep vb. illerimizin Türk halk dansları işte böyle sıkı bir birliktelik beraberlik yardımlaşma ve dayanışmayı ortaya koyar. Orta Anadolu’daki oyun türlerine göz attığımızda ise bu sıklığın biraz daha gevşediğini oyun esnasında bile oyuncuların zaman zaman kendi yeteneklerini ekip gösterisinden daha da ileri çıkardıklarını görmekteyiz. Ege’nin zeybek oyunları içinde bir-iki oyunu dışarıda tutarsak Türk halk danslarına toplumun bütün bireylerinin katılabileceğini söylememiz yanlış olmaz.

Türk halk danslarında var olan hareket öğesini başka bir güzellik içine sokan özellikler arasında giysiler ve takılar ön plâna çıkar. Yaşadıkları coğrafyada doğanın bütün verimkârlığıyla kendini gösteren zengin bitki örtüsünün farkına varan insanlar bu renkli dünyayı taklit etmiş giysi ve takılarında onları örnek olarak almışlardır. Başındaki oyalı yazmasından sırtındaki yeleğe veya yağlığına çarığından çorabına kasketinden şalvarına kadar bütün giyeceklerin üzerinde bu renkli doğanın güzelliklerini görmek mümkündür.

Türk halk danslarında kullanılan araç ve gereçler de yöreden yöreye değişiklikler gösterir. İnsanların o bölgedeki tutum ve davranışları Türk halk danslarını da etkiler. Geçimsizlikler kavgalar savaşlar vahşi hayvanların saldırısına karşı koyma vb. sebepler insanların bazı araç-gerece sahip bulunmasını mecburî kılar. Bıçak kama tüfek tabanca veya yalnızca kalın bir sopa bile bu kendini savunma düşüncesiyle insanların yararlandığı birer araç haline dönüşür. Türk halk danslarının doğayı taklit etme öğesinden başka işte bu tür kavga savaş savunma sahnelerini de içinde bulundurması kaçınılmaz olur ve halk oyunu bu araç-gereçlerle daha farklı bir anlatım kazanır. Özellikle birbirinden dil ve kültür bakımından uzak kalmış olan toplulukların bir arada yaşamak zorunda kaldıkları coğrafyalarda oyunlarda bu tür araç-gerecin daha sık olarak görüldüğünü söylememiz mümkündür. Doğayı sadece cansız varlıklardan ibaret saymayan insanlarımızın çevrelerinde gördükleri hayvanları da Türk halk danslarına konu olarak aldıklarını görüyoruz. Avcılık ile birlikte yürütülen hayvancılık çeşitli Türk halk danslarında ya hayvan adlarıyla ya benzetme ve taklit olarak ya da bazı ilişkilerin sembolleştirilmesi biçimiyle ortaya konur. Söz gelimi güvercin horoz kartal kınalı keklik kara kuzu ördek pisik (kedi) tavuk turna vb. hayvan adları bölgeden bölgeye oyun türleri farklılaşsa bile yaşatılıp gitmektedir. Bunların önemi şaman inançlarından kalma bazı özellikler taşımasında yatmaktadır. Ayrıca birtakım özel yapılmış maskeler veya yüz yazma (boyama) halk takviminin belirli dönemlerinin uygulanması veya belirli ritüellerin bugün bile sunulması özellikle kırsal kesimde daha farklı bir anlam ve anlatım gücüne sahiptir.

Konusunu ait olduğu yörenin adından alan Türk halk dansları arasında Sivas halayı Balıkesir bengisi Gerede zeybeği Tonya kız sallaması vb. sayılabilir.

Gündelik yaşayışın çeşitli olayları ve uygulamalar da Türk halk danslarına ad oluşturmuştur. Söz gelimi Arabacı Gemici Kasap Eşkıya Kasnakçı Oduncu vb. oyunlar değişik iş kollarını ve toplumumuzdaki farklı oluşumları meslekleri göstermesi bakımından dikkatleri üzerlerine çeker.

Ayrıca sayı adlarıyla anılan oyunlar vardır: İki Ayak Üç Ayak Dört Ayak Dokuzlu Yarım Çardak İkili İki Parmak zeybeği vb.

Kişi adlarıyla yurdun dört bir bucağındaki Türk halk danslarına örnek olarak şunları verebiliriz: Ayşe Bengi oyunu Koca Arap Ata barı Kamil Bey Şeyh Şamil Temur veya Timur Ağa Hasan Paşa Haççam zeybeği Sinanoğlu zeybeği Hanım Ayşe vb.

Türk halk danslarında çeşitli araç-gereç kullanılır. Söz gelimi ateş bir yandan kutsal olma düşüncesini sergilerken diğer yandan hastalıkları iyileştirme işlevi de üstlenmiştir. Hastalığın sebebini veya kötü ruhların yapacağı olumsuzlukları ortadan kaldırabilmek amacıyla insanlar yanan ot odun veya çaputlar üzerinden hızla karşı tarafa atlayarak bu şamanist dönemden kalma inançlarını pekiştirirler. Adıyaman’daki Simsimi oyunu Ankara’da Sin-Sin Eflani-Zonguldak’ta Gavur oyunu adıyla karşımıza çıkar.

Osmanlı’dan günümüze Mehteran

Mehterin alay yürüyüşü sağ ayakla başlayıp üç adımda bir yarım sağa ve sola dönüşlerle davulun ritminde dakikada ortalama 96 adımla ilerliyor

Avrupalı askeri bandoların model olarak aldığı Osmanlı askerlerinin moral kaynağı Mehteran bugün çağdaş bestecilere de esin kaynağı oluyor.

Önceleri çevgendim şimdi zil çalıyorum” diye anlatıyor Merinos fabrikasından emekli Ahmet Uluş ve devam ediyor: “Dini müzikleri sever ve dinlerdim hep o yüzden mehterana katıldım…” 79 yaşındaki Uluş 1961 yılından bu yana BUR-HOY mehter takımında çalışmalara katılıyor. Osmanlıların ilk başkenti olan ve mehteranın ilk kez kurulduğu kabul edilen Bursa’da çalışmalarını sürdüren mehter takımı cuma günleri Tophane meydanında halka konser veriyor; festivaller kurtuluş günleri ve açılışlara katılıyor.

BUR-HOY Dernek Başkanı Mesut Özkeser “Bizim faaliyetimiz kültürel amaçlı. Bursa dışındaki görevlere çıktığımızda elemanlarımızın iaşe ibate ve yol masraflarını talep ediyoruz sadece” diyor. Her salı çalışma yapan ve çoğunluğu esnaftan oluşan Bursa mehterleri Harbiye Askeri Müze mehteranını kendisine örnek alıyor.

Türkiye’nin çeşitli yerlerinde esnaf ve öğrencilerin oluşturduğu pek çok mehter takımı bulunuyor. Giysi ve enstrümanlarıyla 18. yüzyıl Osmanlı mehteranını temsil eden İstanbul Askeri Müze Mehteranı ise 1953’ten bu yana resmi törenlere ve yurtdışındaki etkinliklere katılıyor. Osmanlı döneminde çeşitli askeri merkezlerde bulunan mehterandan başka İstanbul’da sayıları bini aşan mehter esnafı (sanatkârı) vardı. Günde iki kez belirli yerlerde nevbet vurur ve savaş dönemlerinde saray mehteranına katılırlardı. Mehter esnafı saray mehteri gibi padişahtan ulufe almaz düğün ve şenliklerde çalarak halkı eğlendirir; geçimlerini bu yolla sağlardı. Savaş öncesi düzenlenen Alay yürüyüşlerinde ve şenliklerde ise kendilerini ücret karşılığı davet eden esnaf kuruluşlarının arkasında törene katılırlardı. Bugün bu geleneği yaşatmaya çalışan Eyüp Belediyesi (İstanbul) bünyesindeki Eyüp Sultan Mehteranı da emekli ve esnaftan oluşuyor.

Eyüp Sultan Mehteranı’nda Türkiye’nin en küçük mehteri davul çalıyor. Cansın Gören henüz beş yaşında. Konuşma tembelliği olan ve şimdilik birkaç sözcükle yetinen Cansın’ın annesi Beyza Gören “Cansın’da ritim algılaması iki buçuk yaşında belirdi” diyor. Mehter müziğine özel bir ilgileri yok ama yakın olduğu için Eyüp Sultan Mehteranı’na geldiklerini anlatıyor. Cansın aynı zamanda Okay Temiz’in ritim atölyesine de devam ediyor. Cansın için özel davul ve kös yaptıran annesi perşembe günleri çalışmalara ve cuma günleri Eyüp Sultan Camii önündeki konsere katılan oğlunun hep yanında. Çorbacıbaşı Sıtkı Kızıltunç “Mehter bizim için muhafazakâr ve maneviyatçı kimliğimizi ifade etmenin yollarından biri. Hafızlık yaptığım için sesimle de katılıyorum çalışmalara” diyor ve sözlerini sürdürüyor: “Ücret karşılığı özel günlere güreşlere sünnet düğünlerine siyasi parti toplantılarına katılıyoruz.” Athena’nın 12 Dev Adam şarkısının klibinde rol alan Eyüp Sultan Mehteranı Fazıl Say ve Sertab Erener’le bir reklam filmi çekimine de katılmış. Mehterbaşı Hasan Hüseyin Yel Askeri Müze Mehteranı’ndan emekli olduktan sonra buradaki çalışmaları yönetiyor. Yine Askeri Müze’den emekli zurnazenbaşı Kırklarelili Ekrem Sergen’i işaret ederek “Mehter müziğine en iyi uyum sağlayan zurnacılar Trakya’dan çıkar” diyor. 17. yüzyılda yaşamış ünlü besteci zurnazen Ahmet Çelebi de Edirneli’ydi. Ondan günümüze ulaşan “rakkas peşrevi” adlı oyun havası araştırmacı Haydar Sanal’a göre eşine az rastlanır güzellikte.

Yel mehter camiasını en rahatsız eden konu olan “2 adım ileri 1 adım geri” yakıştırmasına da açıklama getiriyor: “Bu yürüyüş şeklinin mehterin yeniden kurulmasına karar verildiği 1952 yılında uygulamaya konulduğunu biliyoruz. Bunu benden önceki mehterbaşı Ahmet Şen ilk kurucular Hasan Tahsin Parsadan ve Cemal Cümbüş’ten duymuş…” Tarih araştırmacısı Pars Tuğlacı da bu iddiadan söz ediyor.

Mehterin alay yürüyüşü sağ ayakla başlayıp üç adımda bir yarım sağa ve sola dönüşlerle davulun ritminde dakikada ortalama 96 adımla ilerliyor. Yeniçeri sekmesi de denilen düz yürüyüş ise sol ayakla başlayıp marş usulü sofyan ritmiyle sağa ve sola dönüş yapmadan yaklaşık dakikada 120 adım temposu ile yapılıyor.

Yürüyüş düzeninde en başta çorbacıbaşı; onun arkasında devleti bağımsızlığı ve islamı temsilen al ak ve yeşil sancaklar; sonra iki zırhlı muhafız arasında ortada hücum tuğu bulunan 3 tuğ; arkalarında mehterbaşı; sonra sırayla çevgenler zurnazenler boruzenler nakkarezenler zilzenler davulzenler ve en arkada at üstünde köszen bulunuyor. Mehteranın konser düzeni ise ortada mehterbaşı olmak üzere hilâl şeklinde. Osmanlı’nın farklı dönemlerinde farklı renklerin görüldüğü mehter giysilerinde bugün Askeri Müze’nin uyguladığı 18. yüzyıla ait örneğe göre; mehterbaşı çevgenler ve sazbaşları kırmızı kavuk takıp kırmızı cüppe içine sarı-kırmızı-mavi çizgili üç etek giyiyor; yemenileri ise sarı renkli. Diğer çalgıcılar lacivert kavuk aynı renk cüppe ve içine üç etek giyip kırmızı yemeni kullanıyor; şalvarlarının rengi de kırmızı.

Mehterin en renkli ve çeşitli görüldüğü yer Manisa’nın Turgutlu ilçesi. Nüfusu 100 bini geçen kasabada yedi mehter takımı var. 40 yıldır trompet çalan Oğuzhan Mehteran Derneği üyesi Ahmet Hoşgenevli “Buradaki mehterler işi ticarete döktü” diyor. Hoşgenevli’ye göre sektörde yaklaşık 250 kişi çalışıyor ve bu iş 1000 kişinin geçimine katkıda bulunuyor. “Benim yevmiyem 75 YTL sezonda 60 gösteriye katılsam elime 4500 YTL geçer” diye ekliyor.

Turgutlu’nun geçmişi müzikal anlamda oldukça zengin: İki parti bandosu tanınmış besteci ve ses sanatçılarının yetiştiği Arsevenler Musiki Cemiyeti ve sonra da mehter takımı…