Türk süsleme sanatı aaahip

Türk süsleme sanatlarında önemli bir yer tutan ve hat sanatından ayrı düşünülemeyen aaahip yazının ‘giysisi’ olarak kabul edilir. Süsleme öğeleri olarak stilize edilmiş hayvan bitki ve bulut motifleri kullanılır. Altın ve lacivert aaahip sanatının uyumlu iki rengidir.

Altınlamak altınla süslemek anlamına gelen aaahip resim sanatının bir kolu olup altın ve çeşitli renklerle; din edebiyat ve bilimle ilgili el yazmalarını hat (yazı) levha ve albümlerini ferman tuğra ve cilt kapaklarını süsleme sanatıdır. aaahip sanatının ayrıca tekstilde de uygulandığını görmekteyiz. aaahipte kullanılan boyalar guaj ve plaka boyalarıdır. Altın ise ezilip jelatinli su ile karıştırılarak kullanılır.

En önde gelen işlevi yazı süslemesi ve yazının ‘giysisi’ olarak kabul edilen aaahip sanatında süsleme öğeleri olarak stilize edilmiş hayvan bitki ve bulut motifleri kullanılmış değişen beğeni ve okullara rağmen altın ve lacivert uyumu her dönemde ortak nokta olmuştur.

Türk süsleme sanatlarında önemli bir yer tutan ve hat sanatından ayrıdüşünülemeyen aaahip sanatının uygulandığı el yazmalarının başında Kuran’lar ve dua kitapları gelir.

Yazma eserlerde en önemli süslemeler eserin “zahriye” denilen tanıtım sayfalarında bulunur. Zahriye; kitabın adı yazarı ve sunulduğu şahsı belirten madalyonların kitabın kime ait olduğunu gösteren “temellük kitabesi”nin bulunduğu aaahipli veya boş bırakılan ilk sayfalardır. Genellikle tek sayfa fakat özellikle 15. ve 16. yüzyıllarda bazen karşılıklı çift sayfa şeklinde düzenlenen zahriye sayfaları kimi zaman da yazısız bırakılıp tamamen aaahiplenmiştir.

Zahriye’den hemen sonra gelen ve metnin başladığı “serlevha” sayfaları tek olabildikleri gibi özellikle Kuran’larda çift sayfa şeklindedirler. Serlevhalarda aaahip metni içine alacak şekilde üstünde düz taç veya mihrap şeklinde olabilir. Bu çeşit ser levhalara “başlık” adı da verilir.

El yazması Kuran ve diğer eserlerin süslendiği sure ve bölüm başlarına “serberk” adı verilir. Bu süslemelerin ortasına çoğu zaman altın üzerine beyaz boya ile surenin veya metnin adı yazılır.

Sayfa kenarlarında bulunan ve gül şekline benzerliği nedeniyle “hizip gülü” “secde gülü” “vakıf gülü” “cüz gülü” “aşer gülü” ve “sure gülü” diye adlandırılan rozet şeklinde özellikle Kuran’ların durulacak veya secde edilecek ayetleri hizasında bulunan süslemeler bir sayfada bir tane olabildikleri gibi altı tane de olabilirler.

Kuran ve diğer yazma eserlerde bir ayet ve cümlenin bittiğini gösteren nokta veya “durak”lar da aaahiplenmiş ve şekillerine göre çeşitli isimler almışlardır. Geometrik şekilde olanlarına “mücevher nokta” altı köşeli olanlarına “şeşhane nokta” beş yapraklı olanlarına “penç” veya “penç berk” üç yapraklı olanlarına da “serberk” adı verilir.

Bir el yazması kitapta aaahiplenen son sayfa eserin hattatının ve yazılış tarihinin bulunduğu “hatime” veya “bitiş” sayfasıdır. Bu sayfadaki aaahip diğer sayfalara oranla daha hafiftir.

Minyatürlü el yazmalarında minyatürlü bölümler cetvel içine alınıp dış kenarları aaahiplenmiştir. Türk minyatürlerini İran minyatürlerinden ayıran bir özellik Türk minyatürlerinin kenarlarında hiç bir zaman dolu ve ağır bir aaahibin olmayışıdır. Türk sanatkarları gerektiği zaman bunun yerine hafif bir “halkar” veya “zerefşan” -altın serpme- uygulamayı tercih etmişlerdir. Minyatürlerdeki giysi örtü duvar ve çadır süslemesi gibi ayrıntılar da çoğu zaman aaahiplenmiştir.

aaahip sanatının yazma kitaplardan sonra en çok kullanıldığı alan hüsn-i hat levha ve albümleridir. 18. yüzyıldan bu yana levha yazmacılığı büyük ölçüde gelişmiş ve aaahip sanatının en çok kullanıldığı alan olmuştur. Levha şeklindeki yazıların etrafına çoğu zaman açık veya koyu renk zemin üzerine sırf altınla halkar tarzı uygulandığı gibi silme aaahip de yapılmaktadır.

Cilt kapakları aaahip sanatının uygulandığı önemli bir alandır. 15. yüzyıldan sonra rastlanan cilt kapakları süslemeciliğinde deri üzerine halkar ve naturalist çiçek buketi ve motiflerinin uygulandığı “şukufe” tarzı en çok kullanılan süsleme tarzıdır.

Türklerde aaahip sanatı Uygur Türkleri’ne kadar uzanırsa da bugün elimizdeki en erken örnekler; 12. ve 13. yüzyıl Selçuklu eserlerinde bulunur. Bu dönemin motif ve desenleri sade ve basittir. Hatayi ve hayvan kökenli olduğu tahmin edilen “rumi” motiflerin büyük bir ustalıkla kullanıldığı Osmanlı erken dönemi ve 15. yüzyılda aaahipte büyük bir gelişme başlar. Bunda sanata ve sanatçıya değer veren Fatih Sultan Mehmet’in önemli rolü vardır. Dönemin ana renkleri altın lacivert ve mavidir. Bu renklere ek olarak beyaz siyah yeşil ve kırmızı renkler de uyum içinde kullanılmıştır. 15. yüzyılın en önemli müzehhibi saray nakkaşı Baba Nakkaş’tır.

16. yüzyıl başlarında II. Bayezıd döneminde motif ve desenlerdeki uyum 16. yüzyılın ikinci yarısı yani Kanuni Sultan Süleyman devrine hazırlık niteliğini taşır. Ana renkler altın ve laciverttir. Rumi ve hatayi motifleri daha çok incelenmiş ve çeşitlenmiş bulut motifleri kullanılmaya başlanmıştır. Hasan bin Abdullah dönemin en önemli aaahip sanatçısıdır.

Kanuni döneminde diğer sanat kollarında olduğu gibi aaahipte de altın dönem başlar. Klasik motiflerin büyük bir ustalıkla kullanılmasının yanısıra dönemin en önemli müzehhibi Karamemi ile lale gül karanfil sümbül selvi ağacı ve bahardalı gibi bahçe çiçek ve bitkilerinin ilk kez süsleme sanatlarında tanıtıldığı bu döneme aaahipte “Klasik Dönem” adı verilir. Kanuni döneminin diğer bir önemli üslubu da Şah Kulu tarafından tanıtılan “saz yolu” üslubudur.

17. yüzyılın ikinci yarısından itibaren aaahipte Batı etkisi görülür. Çiçek buketleri ile naturalist bir üslubun başladığı ve 18. yüzyıl sonlarına kadar süren bu dönemin en ünlü aaahip sanatçısı Ali Üsküdarî’dir. Mekke ve Medine tasvirleri de aaahipte bu dönemlerde kullanılmaya başlanmıştır.

18. yüzyıl sonlarına doğru başlayan ve 19. yüzyıl sonlarına kadar süren çiçek sepetlerinin uzun palmet ve kurdelaların kullanıldığı döneme aaahipte “Türk Rokokosu” adı verilir. Dönemin en ünlü aaahip ustası Hezagradlı Seyyid Ahmet Ataullah’dır.

Cumhuriyet dönemi aaahip sanatı bir iki istisna dışında daha çok levha aaahipçiliği şeklinde gelişmiş birçok kıtalar hilyeler ve celi yazılar ile yazılan kompozisyonlar aaahiplenmiştir. Yazılar etrafına silme aaahipten çok halkar tarzı uygulanmıştır ve halen bu tarzda devam etmektedir. Cumhuriyet döneminin en ünlü aaahip ustaları Muhsin Demironat (1907-1983) ve Rikkat Kunt’dur (1903-1986).

Türk Kültüründe Dokumacılık

Düz dokuma yaygılar düğümlü halılar kadar kalın ve dayanıklı olmadıklarından eski devirlere ait örnekler hemen hemen yok gibidir. Daha çok göçebelerin eşyaları olan bu yaygılar iyice eskimeden terk edilmemekte hatta kesilip parçalara bölünerek kullanılmaktadırlar. Kolayca çürüdüklerinden yeraltı buluntuları arasında fazla örnek bulunmamaktadır. Ayrıca yerleşik toplumların aristokrat sınıfları tarafından kullanılmadıklarından ve nesilden nesile korunarak aktarılan değerli mallar arasında da yer almadıklarından eskiye ait örnekler günümüze pek ulaşamamıştır.

Türk düz dokuma yaygıları içinde tarihlendirilen en eski örneklerden biri Washington Textile Museum’da bulunan küfi bordürlü ve ortada sekizgen madalyon kenarlarda ufak sekizgenler bulunan kompozisyonu ile 15. 16. Y.Y. Avrupalı ressamların tablolarında görülen ve Holbien halıları olarak adlandırılan desenlere benzediği için 15. 16. Y.Y. olarak tarihlendirilen atkılı sumak tekniğinde dokunmuş bir yaygı en erken Anadolu yaygılarından biridir. Konya Mevla’na Müzesindeki geleneksel Anadolu kilimlerinden tamamen farklı bir dokumaya sahip olan tapestry tekniğindeki karanfile benzer büyük palmetli bitkisel desenli kilim 16. 17. Y.Y. Osmanlı saray sanatı ile büyük benzerlik gösterdiğinden bu yüzyıllar olarak tarihlendirilmektedir. Daha çok göçebe topluluklara bağlı bir sanat türü olduğundan hakkında pek fazla yazılı belge bulunmayan geleneksel kilim ve öteki dokuma yaygıların tarihi ise Osmanlı kilimlerine nazaran çok karanlıktır. Türkmen boylarının Orta Asya’daki ve Anadolu’ya gelene kadarki göçleri ve konaklamaları sırasındaki komşuları Anadolu’daki geçmiş uygarlıkların birikimleri ve diğer etnik gruplar Haçlı Seferleri Selçuklu ve Osmanlılar zamanındaki Kuzey Afrika’dan Avrupa’nın ortasına Çin’e kadar geniş alandaki değişik kültürlerin etkileri birleşerek bu çeşitli dokuma teknikleri ve şaşırtıcı desen zenginliğini ortaya çıkartmıştır. Bir de ayrıca her yörenin kendine has yünü ve elde edilen doğal boya maddelerinin değişikliği dokuyucuların kişisel ustalık ve yaratıcılıklarını da eklersek bu çeşitliliği daha iyi anlarız.

Dokuma yaygılar da bir yerde sahip olduklarını tahmin ettiğimiz sembolik motifleri ile onların yazılı belgeleri yerine geçmektedir. Boy ve oymak yaşamının sürdüğü zamanlarda her boy yada oymağın dokuma yaygıları onları başkalarından ayıran damgalar yerine geçiyordu. Belirli bir grubun dokuduğu yaygıda her motifin desenin ve rengin kendine özgü bir anlamı ve karakteristiği vardır. Bu motifler nesilden nesile çok ufak değişikliklerle ana özelliği ve anlamı bozulmadan devam ediyordu. Her yaygı kendinden önceki yaygının özelliklerini taşımakla birlikte dokuyucunun yaptığı çok ufak değişikliklerle ve eklerle benzersiz bir eser halini alıyordu. Zamanla boy ve oymaklar bütünlüklerini kaybederek geleneksellikleri de bozularak birbirlerinden motifler almaya başlamışlardır. Boy ve oymakların üzerinde Osmanlı yazılı belgelerinde belirli grupların yerleşim bölgelerinde veya göçebelerin bulundukları yerlerde belirli tipteki yaygıların desen renk ve dokuma teknikleri üzerinde yapılacak araştırmalarla çok ilginç sonuçlar alınabilir. Kendi içine kapalı geleneksel göçebe boy ve oymaklar tarafından yalnız kendi için dokudukları düz dokuma yaygıların tarihi sıkı sıkıya bu grupların tarihine bağlı bulunmaktadır. Onların Anadolu içindeki dağılımları yer değiştirmeleri geleneklerini etkileyen etkenler hakkında çok yönlü ve karşılaştırmalı incelemeler yapılmadıkça bu tarih karanlıkta kalacaktır.

“10.Yıl Marşı” (eski koro kayıdı)

Çıktık açık alınla on yılda her şavaştan;
On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan.
Başta bütün dünyanın saydığı Başkumandan;
Demir ağlarla ördük Ana yurdu dört baştan.

Türk’üz Cumhuriyet’in göğsümüz tunç siperi
Türk’e durmak yaraşmaz Türk önde Türk ileri.

Bir hızla kötülüğü geriliği boğarız
Karanlığın üstüne güneş gibi doğarız.
Türk’üz bütün başlardan üstün olan başlarız;
Tarihten önce vardık tarihten sonra varız.

Türk’üz Cumhuriyet’in göğsümüz tunç siperi
Türk’e durmak yaraşmaz Türk önde Türk ileri.

Çizerek kanımızla öz yurdun haritasını
Dindirdik memleketin yıllar süren yasını.
Bütünledik her yönden istiklâl kavgasını.
Bütün dünya öğrendi Türklüğü saymasını.

Türk’üz Cumhuriyet’in göğsümüz tunç siperi
Türk’e durmak yaraşmaz Türk önde Türk ileri.

Örnektir milletlere açtığımız yeni iz;
İmtiyazsız sınıfsız kaynaşmış bir kütleyiz;
Uyduk görüşte bilgiye gidişte ülaaae biz;
Tersine dönse dünya yolumuzdan dönmeyiz.

Türk’üz Cumhuriyet’in göğsümüz tunç siperi
Türk’e durmak yaraşmaz Türk önde Türk ileri.

Söz : Behçet Kemal ÇAĞLAR
Faruk Nafız ÇAMLIBEL
Beste : Cemal Reşit REY

Evlenmeyle İlgili Ritüel ve Büyüsel İçerikli İşlemler

Kısmet açmaktan başlayarak gerdek gecesine kadar uzayan aşamalar içerisinde uygulanan dinsel ritüel ve büyüsel içerikli birçok adet işlem ve pratik vardır. Bunların bir bölüğü gelin ve güveyin mutluluğuna yönelik dilek ve pratikler çerçevesinde toplanırken bir bölüğü kara büyü alanına giren işlemler içerisinde yer alırlar.
Gelinin bahtının açık olması yeni evine bağlanması uğur bereket getirmesi yumuşak huylu olması amacıyla bir çok pratik uygulanmaktadır. Bunlar arasında başı üstünde ayna tutulması başına buğday serpilmesi güveyle birlikte tatlı yedirilmesi ocağın etrafında dolaştırılması mezarlığın ziyaret ettirilmesi baba evinden bir parça tuz ve yağ getirilmesi örnek olarak verilebilir.

Hediye Bağış ve Ödemeyle İlgili Adetler

“Evlenme olayının hemen her aşaması hediyeyle bağışla ödemeyle ziyaretle bir araya gelmeyle ilgili bir takım adetleri de gerekli kılmaktadır. Oldukça zengin bir tablo çizen ve yöresel özellikleri de içererek çeşitlemeler gösteren bu gelenek ve adetlerin yerine getirilmelerine özen gösterilir. Böylece yaşamın bu önemli olayı geleneklerin belirlediği çerçeve içerisinde söz konusu toplumun ya da grubun olurundan geçirilerek değerler sistemiyle ve bu sistemleri işleten mekanizmalarla uygunluk sağlamış olur. Tersi durumda yani törelerin öngördüğü beklentilere uyulmaması durumundaysa çevrenin ayıplayıcı kınayıcı ve zorlayıcı nitelikteki yaptırımlarıyla karşılaşılır ki bunu da kimse istemez.
Bu adetlerden birisi “gelin hamamı” genel adıyla bilinendir.
Evlenmenin çeşitli aşamalarında geline sunulan hediyeler de önemli bir adet kümesini oluştururlar. Bu türden adetler yöreden yöreye kimi değişiklikler çeşitlemeler göstermekle beraber aynı amaca yöneliktirler. Bunların içerisinde “takı” genel adıyla bilinen en yaygın olanıdır…
Güveyin gerdeğe girdiği gece gelinin duvağını açmadan önce “yüz görümlüğü” adıyla bilinen adet gereğince bir hediye vermesi yaygın bir gelenektir.
Başlık geleneği günümüzde birçok yöremizde kaldırılmış olmakla birlikte bazılarında geçerliliğini koruyan bir gelenektir. Başlık erkeğin ya da ailesinin kız tarafına verdiği nakit para veya eşyadır. Başlığa “bedel ağırlık” da denmektedir. Başlığın temelinde hem ekonomik hem de saygınlık etmeni yakmaktadır. Evlenme yoluyla evden ayrılan kızın iş gücünü karşılamak ve ekonomik boşluğunu doldurmak karşılığında alınan para ve paraya çevrilebilecek değerli hediyeler dengeyi sağlanmaya yöneliktir.
İslam hukukunda evlenme sözleşmesinde kadına ödenmek üzere belirlenen paraya da “mehr” ya da “mihr” denmektedir. Bu dinsel nikah sırasında kararlaştırılır. Karı kocanın ayrılmasında boşanmasında ya da kocasının ölümü durumunda kadına verilmek üzere dinsel nikah sırasında belirlenen bu parayı bugün ülkemizde uygulanan başlık geleneği ile karıştırmamak gerekir. Ödeme ve belirleme biçimine göre değişik adlar alan (mehr-i musamma mehr-i muaccel mehr-i müeccel) bu işlemi gelenek evliliğin ciddiyetinin ve kadının geleceğini güvence altına almayı amaçlamaktadır.

Gerdek gecesinin sonrası

Gerdek gecesinin sabahında sabah erkenden gelin kaldırılıp yatağı toplanır çarşafına bakılır. Bu işi yenge sağdıç hanımı veya sağdıç anası yapmaktadır. Güvey odadan çıkmadan çarşafı toplayacak kişiye bahşiş bırakır. Gelinin bakireliği onaylandıktan sonra bunu kutlamak amacıyla öğleye doğru veya öğleden sonra genellikle genç kızların bulunmadığı sadece kadınların katılımı ile törenler düzenlenmektedir. Evliliği tamamlayıcı nitelikte olan bu törenler hem gelini görmek hem de gelinin bekaretini kutlamak amacına yöneliktir. Bu törenlere; duvak duvak açma gelin görme baş bağlama yüz açımı gelin yanı duvak serpme semet gibi adlar verilmektedir.
Günümüzde artık genç kızların da bu törenlere katıldığı görülmektedir. Gerdek ertesinde düzenlenen bu törenler bazı yörelerimizde fonksiyon değiştirmekte gelinin çeyizinin görüldüğü bir gün olma şekline bürünmektedir.
Gelinin çarşafı toplanan kadınlara gösterilirken odanın uygun bir yerine belli olacak şekilde asıldığı gibi tepsi kalbur içine konur veya çeyizinin olduğu odaya asılır. Gelinin çarşafını görenler bahşiş verirler.
Kastamonu ilinde rastlanılan bir uygulama dikkate değerdir. Kız hakkında evlenmeden önce söylentiler çıkmışsa duvak günü ihtiyar bir kadın gelinin çarşafı ile herkesin ortasında oynamaktadır.
Gelin ve damat evde bulunanların elini öperler. Onlar da yüzgörümlüğü denilen hediye verir. Gelin bu arada sandığında getirmiş olduğu hediyeleri evdekilere dağıtır. Ev içinde gerçekleştirilen el öpme merasiminden sonra gelin ve güvey bir aile büyüğü tarafından yakın akrabaların elini öpmeye de götürülür.
Gelinin çarşafı toplandıktan sonra güvey ve gelin davul-zurna eşliğinde güvey çıkarma havası çalınarak dışarı çıkarılır. Güvey arkadaşları tarafından hamama gelin de yengeler tarafından banyo yapmaya götürülür.
Gelin yeniden gelinliği giydirilerek hazırlanır. Fark gelinin yüzünün açık olmasıdır. Törene kız annesi katılmaz.
Öğleye doğru veya öğle ezanı okunurken gelin kıbleye döndürülerek ortaya oturtulur. Gelinin kakülü kesilir. Kesen kişiye bahşiş vermek adettir. Bazı yörelerimizde unutulmuş olmakla birlikte bazı yörelerde tespit edilen ve gelinin kadınlığa geçtiğini gösteren bir uygulamadır. Buna zilif kesme kakül kesme kekil kesme duluk kesme gibi isimler verilir.

Gelinin yüzünün ve alnının açık olduğu göstermek için duvak açma töreni yapılır. Buna duvak açma duvak serpme duvak savma da denmektedir. Gelinin yüzüne al bir örtü örülüp oklava ile kız ve erkek çocuğuna üç kere kapatıp örttürülerek yüzü açılır. Gelinin duvağı açıldıktan sonra bugüne kadar kız başı olarak düzenlene başı kadın başı olarak düzenlenir. Ankara ve Yozgat’ta baş bağlama sırasında yapılan uygulama ilginçtir. Gelinin başı bağlandıktan sonra gelinin ağzı sembolik olarak mendille kapatılarak :

“Bu yaşmak Halep’ten gelmiş
Getirin vurun gelinin ağzına
Duyduğunu demesin erine” denilerek öğüt verilir.

Bu uygulamaların ardından orada bulunanlara yemek verilir. Bazı yörelerde o gün gerdek gecesinden artan yiyecekler oradakilere dağıtılır.
Yemekten sonra eğlenceler başlar. Gelin bereketli olması amacıyla oynatılır.
Kadınların eğlenceleri tamamlandıktan sonra namazdan dönen damat türkü söylenerek ortaya getirilir. Gelinle birlikte orada bulunanların elini öper. Damat daha sonra gelinin alnından öpüp koluna girerek odasına götürür.

Nikah – Gerdek Gecesi

“Medeni veya dinsel nikahtan sonra gelinle güveyin bir araya gelmelerine gerdek denir. Böylece gelinin ve güveyin evliliği yasa din ve bağlı bulunduğu toplum üyelerinin onayı ile geçerli sayılmış olur…Yasa önünde geçersiz olmasına karşın imam nikahı denilen “dini nikah” halen yaygınlığını sürdürmektedir. Kimi ailelerse medeni nikahın yanı sıra sonradan bir de dini nikah yaptırarak evlilik birliğini kutsamış olurlar. Hatta kimi durumlarda sadece dini nikah yaptırılmakla yetinilmektedir.”

“İster yasal yoldan isterse yasalardan kaçınılarak gerçekleştirilmiş olsun nikahın amacı; kadın erkek beraberliğini ilan etmek toplumun gözünde geçerli saymak kutlamak ve kutsamaktır.
Nikahtan sonra bir araya gelecek çiftlerin kalacağı yere “gerdek evi” “gerdek damı” “gerdek odası” gibi adlar verilmektedir. Sağdıcı ve yakın arkadaşları tarafından şamatayla ve yumruklanarak getirilen güvey gerdek odasına sokulur. Gelin ile güvey birbirlerine sözlerini geçirmek dileği ile ayaklarına basmaya çalışırlar. Geleneğin ve dinselliğin ağır bastığı yerlerde güvey başkalarıyla birlikte namaz kıldıktan sonra ilahiler arasında gerdeğe sokulur. Gelinle güveyin karı koca oldukları geceye “gerdek gecesi” ya da “zifaf gecesi” denmektedir…
Gelinin sandığında veya arkasından gelin ardı denilen yiyecek gönderilir. Bunda pişirilmiş tavuk baklava çerez türünden yiyecekler bulunmaktadır.

Gelinin yanında bir yenge bulunmaktadır. Yenge gelin ile güveyi el ele tutuşturup gelini güveye teslim ettikten sonra dışarı çıkar. Bu arada gelin hiç konuşmaz güveyin gelini konuşturmak için çeşitli yöntemlere baş vurduğu olmaktadır. Gelini konuşturmanın tek yolu “yüz görümlüğü” denilen hediyenin geline verilmesidir. Bu arada güvey iki rekat namaz kılar. Gelin ayakta bekler.

Çoğunlukla kızla birlikte kız evinden gelen yenge birleşmenin işaretini bekledikten sonra geri dönmektedir. Yengenin bir görevi de kız annesine müjde vermektir. Kız evine haber çoğunlukla gece gitmektedir.
Ülkemizde gelinin masum ve temiz olmasına önem verilir. Kızın evlenmeden önce başkaları ile tanışmamış olması üstünde titizlikle durulur. Törelerin etkinliğini sürdürdüğü yerlerde yenge kadınlar gerdek sonucunu beklerler. Kimi yerlerde kızın temiz çıktığı belli olunca sonuç evin damına bayrak asmak ya da silah atmakla ilan edilir. Gelinin kız çıkmadığı anlaşılırsa baba evine yollanması da bilinen olaylardandır.”