TÜRK MÜZİĞİ DEVLET KONSERVATUARLARINDA YAPILANMA

Kültür bir milletin hayatta kalmasında ve varlığını sürdürmesinde iskelet görevi gören en önemli unsurlardandır. Kültür değişik şekillerde tanımlanmışsa da bu tanımlardan daha çok; “Bir milletin veya topluluğun kendine özgü yaşayış ve davranış biçimlerinin sonucu maddi ve manevi alanda oluşturduğu tüm ürünler”1 anlaşılmaktadır. Bu nedenle bir topluluğu veya milleti anlamada tanımada ve tanımlamada kültürü oluşturan unsurlar oldukça önemlidir.

Fakat bir topluluğun veya milletin siyasi sınırları ile kültür sınırları aynı değildir. Bu nedenle Türk kültürünün izlerini veya kökenlerini de sadece belirli bir coğrafi parçada değil; Türklerin göçüp yerleştikleri devlet kurup egemen oldukları ülkelerin tümünde aramak daha doğru olacaktır. Bunun sonucu olarak ta Türk kültürü ile Türkiye kültürü kavramları arasında boyut ve süreç yönlerinden küçümsenemeyecek bir ayrılık vardır. Türk kültürü denildiğinde Türk kavminin tarih sahnesine çıkışından başlayarak günümüze kadar süregelen ve Türklerin yerleştikleri yaşadıkları bugün de yaşamakta oldukları yerlerde yarattıkları bu gün de etkinliğini sürdüren kültür anlaşılmaktadır. Türkiye kültürü ise Türklerin yerleşmelerinden ötürü Türkiye denilen bu topraklarda onlardan önce de var olan onların gelişi ile büyük bir değişikliğe uğrayarak devam eden ve günümüze ulaşan kültür anlamına gelmektedir2.

Kültürün en önemli unsurlarından birisi de müziktir. Türk müziği coğrafi yönden oldukça geniş bir alana yayılmış değişik coğrafyalarda değişik şekillerde gelişimini sürdürerek kendi içerisinde son derece renkli ve zengin bir yapı oluşturmuştur. Anadolu da bu coğrafyalardan birisidir. Anadolu’nun her bölgesinin her şehrinin hatta bazı ilçelerinin bile kendine özgü bir müzik icrası vardır. Türk halk müziği dediğimiz bu müzik Türk insanının çeşitli olaylar sonucunda değişik şekillerde duygulanması ve bu duygularını değişik şekillerde ifadesinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bunun ile birlikte yine Türk müziğinin diğer bir dalı olan ve geçmişte çoğunlukla saraylarda veya sarayların bulunduğu şehir merkezlerinde beste esasına dayalı olarak üretilen ve şehir müziği de diyebileceğimiz “Türk Sanat Müziği” de vardır ki bu iki yapı Türk müziğinin çatısını oluşturmaktadır.

Geçmişi binlerce yıl öncesine kadar dayanan ve oldukça zengin bir birikimi olan Türk müziği konusunda ne yapılan çalışmalar bu gün için yeterlidir ne de Türk müziği konusunda verilen eğitim bu gün çağdaş denilebilecek düzeydedir. Türk müziği konusunda en yoğun ve ciddi çalışmalara bakıldığında Cumhuriyetin kuruluşundan sonraki 45-50 yıllık dönem içerisinde yapıldığı görülmektedir. Bu dönemin sonrasında 1975 yılında açılan ilk Türk müziği okulu3 Türk müziği eğitim ve öğretimi açısından atılan oldukça önemli ve büyük bir adımdır. Fakat bu okul açılması ile birlikte yıllardır süregelen batı müziği Türk müziği çatışmasının da hedefi haline gelmiştir. 1826 yılında Osmanlı sarayına bağlı askeri bando ve okul örgütünün (Muzikai Hümayun)4 kurulması ile başlayan ve ilk batı müziği okulu da sayılabilecek çalışmalardan sonra Türkiye’de Türk müziği okulunun ilk olarak 1975 yılında yani bu tarihten 150 yıl sonra kurulması son derece düşündürücüdür. Türk müziği konusunda bu günkü eksikliklerin veya yanlışlıkların sebebi araştırıldığında probleminde buradan bu düşüncelerden bu anlayıştan ve bu geç kalmadan kaynaklandığı çok net bir şekilde görülmektedir. Türk müziği okulunun açılması bu anlamda büyük bir adımdır. Fakat bu okulun gerek alt yapısındaki gerekse eğitim ve öğretimi ile ilgili problemleri çağdaş bir anlayışla çözerek rayına oturtulması ile atılması gereken bir sonraki adımlar çeşitli nedenlerden dolayı maalesef atılamamış veya çok geç atılmaya başlamıştır.

Günümüzde Türk müziği konusunda çalışan bilim adamlarının büyük bir çoğunluğu daha çok icracı olarak yetişmiş veya yetiştirilmiş fakat özel çaba ve gayretleri ile kendilerine bilimsel bir donanım kazandırmış kişilerdir. Oysa bugün Türk müziği konusundaki bilim adamlarının yetiştirilmesi tesadüflere veya özel çaba ve gayretlere bırakılamayacak kadar ciddi ve önemli bir konudur. Bu problem yakın bir geçmişte fark edilerek hem müzik bilimcisi yetiştirmek hem de bilimsel çalışmalar yapmak üzere Konservatuarlar5 bünyesinde Müzikoloji bölümleri de kurulmaya başlamıştır.

İlk Türk müziği konservatuarının açıldığı 1975 yılında Türk müziği denilince akla daha çok Türkiye sınırları içerisinde icra edilen müzik akla geliyordu. Bu nedenle Türk müziğinin önemli iki kolu olan Türk Sanat Müziği ve Türk Halk Müziği ile Türk Halk Oyunları konusunda daha çok icracı yetiştirmeye yönelik bir programın yoğun olarak uygulamaya koyulması ile eğitime başlanmıştır. Günümüze doğru gelindiğinde özellikle bağımsızlıklarını kazanan yeni Türk Cumhuriyetlerinden sonra Türk dünyasının ve Türk kültürünün sınırlarının sadece Anadolu ile sınırlı olmadığı çok geniş bir coğrafyaya yayıldığı ve ayrıca korkunç bir kültür zenginliği ile karşı karşıya olunduğu çok daha net bir şekilde görülmeye başlanmıştır. Bu durumda Türk müziği eğitimi veren Konservatuarların önemi ve işlevi daha da artmıştır. Fakat aynı zamanda coğrafi olarak çalışma alanı daha da genişlemiştir veya genişlemesi gerekmektedir. Bu ülkelerin teknolojik açıdan en gelişmişlerinden biri olan Türkiye bu anlamda öncü olması gereken devletlerden birisidir. Bu nedenlerle Türk müziği okullarının mevcut yapılanması tekrar gözden geçirilerek; hangi bölümlerin olması gerektiği bu bölümlerin yapılanması ve amaçlarının ne olacağı ve bu okulların genel hedeflerinin yeniden belirlenmesi artık zorunlu hale gelmiştir.

Fakat bu gelişmelerin aksine günümüzde Türk müziği eğitimi; Devlet Konservatuarı çatısı altında ki Türk Müziği Bölümleri adı altında verilmeye ve yapılanmaya başlamıştır. Acaba Türk müzik kültürünün bu zenginliği karşısında bu yapılanma modeli bir gelişmemidir? Bu düşünceler çerçevesinde mevcut yapı gerek bu kültürü ortaya çıkarmada gerek arşivlemede ve bilimini yapmada ve gerekse eğitimini vermede yeterlimidir? Değilse ne tür bir yapılanma modeli olabilir?

Gerek kültürün kendi dinamizminden dolayı gerekse küreselleşme çalışmaları sonucu hem Anadolu da ki hem de diğer coğrafyalardaki Türk kültürünün batının kendi hesapları doğrultusunda planlı bir takım çalışmalarına önemli ölçüde maruz kaldığı bir gerçektir. Kültürün millet hayatındaki önemi nedeni ile Türk müzik kültürü ile ilgili problemlerin çözümlerinin konunun eğitimini veren yerlerde veya kurumlarda aranması gerektiği düşüncesindeyiz.

Bu düşüncelerden hareketle hem Türkiye’deki hem de yabancı ülkelerdeki müzik okullarının yapılanmasını inceleyerek bir Türk müziği okulu modeli ortaya koymaya çalıştık.
Türkiye’deki ve yabancı ülkelerdeki bazı müzik okullarının akademik yapılanması şöyledir;

A. Türkiye’deki Müzik Okullarının Mevcut Yapılanması:6

I.Türk Müziği Devlet Konservatuarları:

İlki İstanbul’da daha sonra ise İzmir ve Gaziantep’te açılan Türk Müziği Devlet Konservatuarlarında gerek bölümlerin gerekse bu bölümlere bağlı ana sanat dallarının yapılanmasında bu okulların en eskisi olan İ.T.Ü. Türk Müziği Devlet Konservatuarı örnek alınmıştır. Bu okullardaki Temel Bilimler Bölümünde görüldüğü gibi bilim dalı niteliğinde olan her hangi bir ana bilim dalı veya kürsü söz konusu değildir7. Her üç konservatuarın bu bölümünde çalgı eğitimi dersi ağırlıklı olarak verilmektedir. Müzikoloji Çalgı Eğitimi ve Kompozisyon bölümü bu okullardan sadece İ.T.Ü. Devlet Konservatuarında açılmıştır.

İstanbul Teknik Üniversitesi

Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Müdürlüğü
1. Temel Bilimler Bölümü:
1.Türk Halk Müziği Ana Sanat Dalı
2. Türk Sanat Müziği Ana Sanat Dalı
2. Ses Eğitimi Bölümü:
1.Türk Halk Müziği Ana Sanat Dalı
2. Türk Sanat Müziği Ana Sanat Dalı
3. Türk Halk Oyunları Bölümü:
1.Öğreticilik Ana Sanat Dalı
2. İcracılık Ana Sanat Dalı
4. Çalgı Eğitimi Bölümü:
1.Yaylı Sazlar Ana Sanat Dalı
2.Mızraplı Sazlar Ana Sanat Dalı
3.Vurmalı Sazlar Ana Sanat Dalı
4.Nefesli Sazlar Ana Sanat Dalı
5. Çalgı Yapım Bölümü:
1.Yaylı Sazlar Ana Sanat Dalı
2.Mızraplı Sazlar Ana Sanat Dalı
6. Kompozisyon Bölümü:
1.Kompozisyon Ana Sanat Dalı
7. Müzikoloji Bölümü:
1.Müzikoloji Ana Bilim Dalı

Ege Üniversitesi

Devlet Türk Musikisi Konservatuarı Müdürlüğü

1. Temel Bilimler Bölümü:
1.Türk Halk Müziği Ana Sanat Dalı
2. Türk Sanat Müziği Ana Sanat Dalı
2. Ses Eğitimi Bölümü:
1.Türk Halk Müziği Ana Sanat Dalı
2. Türk Sanat Müziği Ana Sanat Dalı
3. Türk Halk Oyunları Bölümü:
1.Uygulamalı Ana Sanat Dalı
4. Çalgı Yapım Bölümü:

Gaziantep Üniversitesi

Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Müdürlüğü

1. Temel Bilimler Bölümü:
1.Türk Halk Müziği Ana Sanat Dalı
2. Türk Sanat Müziği Ana Sanat Dalı

2. Ses Eğitimi Bölümü:
1.Türk Halk Müziği Ana Sanat Dalı
2. Türk Sanat Müziği Ana Sanat Dalı
3. Türk Halk Oyunları Bölümü:
1.Uygulamalı Ana Sanat Dalı

II. Devlet Konservatuarları Modelleri:
Burada örneğini sunduğumuz Devlet Konservatuarı modellerinin her birisi ayrı bir yapı oluşturmakta ve henüz bir standardın sağlanamadığı görülmektedir. Bunlardan Sakarya Üniversitesi Devlet Konservatuarında batı müziğini bilen fakat Türk müziğinde uzmanlaşmış müzik bilimi ve sanatını bilen bir lisansiyer tipolojisi hedeflenmekte ve diğer okullardan farklı bir yapı oluşturmaktadır. Selçuk ve Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarlarında ise daha çok batı müziği eğitimi ağırlıklı olarak verilmektedir.

Sakarya Üniversitesi

Devlet Konservatuarı Müdürlüğü

Yapı ve içerik bakımından yeni bir anlayışla kurulmuş olan Sakarya Üniversitesi Devlet Konservatuarı 2000-2001 öğretim yılında öğretime başlamıştır. Bu okulda ders planı ve muhtevaları itibarı ile Türk ve batı müziğinin temel bilimleri esas alınmaktadır. Sakarya Üniversitesi Devlet Konservatuarında Türk ve batı müziği konusunda yetişmiş bir batı ve bir de Türk sazını iyi derecede çalabilen müzik bilimi ve sanatının inceliklerine vakıf “Türk Halk Bilimi” ve “Türk Kültürü” konularında yetişmiş bilim uzmanlığına aday bir mezun tipolojisi hedeflenmiştir.

1.Temel Bilimler Bölümü.
2.Türk Müziği Bölümü
3.Türk Halk Oyunları Bölümü

Selçuk Üniversitesi

Devlet Konservatuarı Müdürlüğü

I. Sahne Sanatları Bölümü:
1.Tiyatro Ana Sanat Dalı
2.Opera Ana Sanat Dalı
a.Şan Sanat Dalı
II. Müzik Bölümü:
1.Türk Sanat Müziği Ana Sanat Dalı

Hacettepe Üniversitesi

Devlet Konservatuarı Müdürlüğü

Türkiye’de ki en eski konservatuardır. Cumhuriyet kurulduktan sonra 1935 yılında Almanya’dan Prof. Paul Hindemith çağırılarak onun öncülüğünde müzik çalışmaları yeniden yönlendirilmiştir. Hindemith 6 Nisan 1935 yılında yurdumuza gelerek bir yıl ara ile iki incelemede bulunmuştur. Bu incelemeler sonucunda konservatuarın; serbest müzik okulu (konservatuar) öğretmen yetiştiren okul (Musiki Muallim Mektebi) ve tiyatro okulundan oluşmasına karar vermiştir. Bu nedenle konservatuarın tiyatro ve opera bölümünü kurmak üzere Almanya’dan Prof. Carl Ebert getirilmiştir.

Konservatuar önce Musiki Muallim Mektebi içerisinde açılmıştır.1938 yılında Müzik öğretmeni yetiştiren bölüm Gazi Eğitim Enstitüsü’ne bağlanarak konservatuardan ayrılmış ve 1940 yılında da konservatuar yönetmeliği kabul edilerek yürürlüğe girmiştir. 1982 yılına kadar Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak eğitim veren Ankara Devlet Konservatuarı aynı yıl Yüksek Öğrenim Kurumu kapsamına alınarak Hacettepe Üniversitesi’ne bağlanmıştır.

Hacettepe Üniversitesi Devlet konservatuarında batı müziği eğitimi ağırlıklı olarak verilmektedir. Bu nedenle gerek alt yapısı gerekse amaçları oldukça iyi belirlenmiştir. Bu okulun yapılanması şöyledir:

1. Müzik Bölümü:
1. Kompozisyon Ve Orkestra Şefliği Ana Sanat Dalı
a-Kompozisyon ve Sanat Dalı
b-Bando Şefliği Sanat Dalı
2. Yaylı Çalgılar Ana Sanat Dalı
a-Keman Sanat Dalı
b-Viyola Sanat Dalı
c-Viyolonsel Sanat Dalı
d-Kontrbas Sanat Dalı
3. Üfleme ve Vurma Çalgılar Ana Sanat Dalı
a-Fülüt Sanat Dalı
b-Obua Sanat Dalı
c-Klarnet Sanat Dalı
d-Fagot Sanat Dalı
e-Korno Sanat Dalı
f-Trompet Sanat Dalı
g-Trombon Sanat Dalı
h-Vurma Çalgılar Sanat Dalı
4. Piyano Ana Sanat Dalı
a-Piyano Sanat Dalı
b-Arp Sanat Dalı
c-Korrepitisyon(Eşlik) ve Bale Piyanistliği Sanat Dalı
2. Sahne Sanatları Bölümü:
1. Tiyatro Ana Sanat Dalı
a-Oyunculuk Sanat Dalı
2. Opera Ana Sanat Dalı
a-Şan Sanat Dalı
b-Opera Sanat Dalı
3. Bale Ana Sanat Dalı
a-Bale Dansçılığı Sanat Dalı
b-Koreografi-Koreoloji Sanat Dalı
c-Modern Dans Sanat Dalı

3. Müzikoloji Bölümü:
1. Etnomüzikoloji ve Folklor Ana Bilim Dalı
2. Genel Müzikoloji Ana Bilim Dalı
3. Geleneksel ve Modal Müzikler Ana Bilim Dalı

III. Müzik Öğretmeni Yetiştiren Bazı Okulların Modelleri:
1. Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Müzik Eğitimi Ana Bilim Dalı
2. Harran Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Müzik Öğretmenliği Bölümü.
3. Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Müzik Öğretmenliği Bölümü.
Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bilimleri Bölümü.
(Müzik bilimcisi yetiştirilmektedir.)
4. 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bilimleri Bölümü.
(Müzik bilimcisi yetiştirilmektedir.)
9 Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Müzik Eğitimi Ana Bilim Dalı.
5. Karadeniz Teknik Üniversitesi Fatih Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Bölümü Müzik Öğretmenliği
6. Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Müzik Eğitimi Ana Bilim Dalı.
Görüldüğü gibi Türkiye de müzik eğitimi; Fakültelere bağlı Ana Bilim Dalı Ana Sanat Dalı Müzik Öğretmenliği Bölümü Devlet Konservatuarı ve Türk Müziği Devlet Konservatuarı çatısı altında kurulan okullarda verilmektedir. Yukarıdaki tablolar incelendiğinde Türk Müziği Devlet Konservatuarlarının haricindeki okulların her birinin farklı bir akademik yapılanmaya sahip olduğu görülmektedir.

B.Yurt Dışındaki Müzik Okullarının Yapılanması:

Ülke : Hollanda
Şehir : Rotterdam
Üniversitenin Adı : Rotterdam Üniversitesi
Bölümün Adı : Rotterdam Konservatuarı
Konservatuarın Bölümleri:
1. Klasik Müzik Bölümü
2. Jazz Pop ve Dünya Müziği Bölümü
3. Okul Müziği Bölümü
1. Klasik Müzik : Bu bölümde okuyan öğrenciler Avrupa ve dünyadaki klasik müzik ile ilgili bilgileri işlemektedir. Viola violin çello kontrbas klarinet obua bass klarinet horn (düdük) trompet trombone tuba arp perküsyon org piyano akordion şan dersleri müzik teorileri kompozisyon ve kondisyon dersleri verilmektedir. Ayrıca Protestan ve Katolik kiliselerinde org çalabilmek ve koro yönetebilmek içinde bazı dersler mevcuttur.
2. Jazz Pop ve Dünya Müziği : Bu bölümde ise diğer derslere ek olarak elektronik kompozisyonerlik arajmanlık gibi dersler verilmekte flamenko gitar banjuni (hint flütü) sitar ve Latin Amerika müziğinin dersleri ve çalgılarının öğretilmesi program dahilindedir. Örneğin burada bir Arjantin çalgısı olan bandoneon çalgısının eğitimi dahi verilmektedir.
3. Okul Müziği : Ana derslere ek olarak formasyon koro şefliği gibi derslerde bu bölümde alınabilmektedir. Okul müziği dalında eğitimlerini tamamlayan öğrenciler müzik öğretmenliği yapabilmekte fakat diğer dallarda eğitimlerini tamamlayan öğrenciler sanatçı olarak hayatlarına devam eder.

Ülke Adı: Rusya
Şehir Adı: Moskova
Üniversitenin Adı: -
Bölümün Adı: Moskova Merkez Konservatuarı(Moscow State Conservatory)
Konservatuarın Bölümleri:
1. Piano Bölümü
2. Orkestra Enstrümanları Bölümü
3. Müzik Tarihi ve Teorisi Bölümü
4. Müzik Kompozisyon Bölümü
5. Korosal Kondisyon Bölümü
6. Şan Bölümü

1. Piano Bölümü
1.1. Piano
1.2. Org ve Harpiscord (kilise orgu)
2. Orkestra Enstrümanları Bölümü
2.1. Violin
2.2. Violin – Arp
2.3. Violan’ın çeşitleri (varyantları)
2.4. Çello ve Double Bass
2.5. Senfoni Kondisyonu
2.6. Üflemeli Çalgılar
3. Müzik Tarihi ve Teorisi Bölümü
3.1. Müzik Teorisi
3.2. Batı Müziği Tarihi
3.3. Rus Müziği Tarihi
3.4. Enstrümantal (Sözsüz) klasik eserlerin incelenmesi
4. Müzik Kompozisyon Bölümü
4.1. Kompozisyon
5. Korosal Kondisyon Bölümü
6. Şan Bölümü
6.1. Solo Şarkılar
6.2. Opera Şarkıları

Ülke Adı: İsveç
Şehir Adı: Stockholm
Üniversitenin Adı : The Royal Üniversity College Of Music.
Bölümün Adı : Müzik Koleji
Okulun Bölümleri:
1. Klasik Müzik
2. Jazz Afro-Amerikan Dans ve Müzikleri
3. İsveç Halk Müziği
4. Bilgisayarlı Müzik Programları
1. Klasik Müzik : Batı müziği eserleri bestekarları ve bu müziğin tarihinin anlatıldığı bir nevi müzik tarihi bölümü gibi eğitim verilmektedir.
2. Jazz Afro-Amerikan Dans ve Müzikleri : Bu bölümde Jazz’ın önemli isimleri konu ile ilgili yapılan araştırmalar ve bununla birlikte Afrika ve Güney Amerika müzik kültür ve dansları ile ilgili eğitim verilmektedir.
3. İsveç Halk Müziği:Burada isminden de anlaşılacağı gibi İsveç Halk Müziğinin tarihi gelişimi ve önemli eserleri hakkında bilgiler verilmektedir.
4. Bilgisayarlı Müzik Programları:Bu bölümde ise ağırlıklı olarak koreografi ve tonmaisterlik üzerine eğitim verilmektedir.

Ülke Adı: Almanya
Şehir Adı: Münih
Üniversitenin Adı: Wesleyan Üniversitesi
Bölümün Adı: Müzik Fakültesi
Okulun Bölümleri:
1. Müzik Teorileri.
2. Müzik Kompozisyon ve Performans
3. Müzik Tarihi ve Alanı
4. Kültürler Arası Yaklaşımlar
1. Müzik Teorileri
1.1. Temel teoriler ve pratik.
1.2. Armoni ve konturpuan
1.3. 20. yy. kompozisyon teknikleri
1.4. Konturpuan ve analiz ile ilgili serbest çalışma
2. Müzik Kompozisyon ve Performans
2.1. Kompozisyon
2.2. Deneysel müziğin performansı ve dinlenmesi
2.3. Bilgisayarlı müzik çalışması müzikte bilgisayarın kullanımı
2.4. Ses analizi
2.5. Jazz kuralları Jazz’ın ana teması
2.6. Jazz doğaçlama performansı
2.7. Afro-Amerikan müzik kültürü

3. Müzik Tarihi ve Alanı
3.1. Dünya müziği
3.2. Deneysel müzik
3.3. Batı Asya müziği
3.4. Güney Hindistan müziği
3.5. Endonezya tiyatro müzikleri
3.6. Afro-Amerikan müzik ve dansları
3.7. Ortaçağ Rönesans ve Barok müzikleri
3.8. Klasik ve Sanatsal müzik ilkeleri
3.9. Ses gerçekliği sunuşu
4. Kültürler Arası Yaklaşımlar
4.1. Batılaştırma ve ulusal müzik kimlikleri
4.2. Müzik kültürleri arasındaki müzik cinslerine bakış açısı
4.3. Kadının müzik yapmaktaki yeri.

Ülke Adı: Litvanya.
Şehir Adı: Riga.
Üniversitenin Adı: -
Bölümün Adı: Litvanya Müzik Akademisi.
Okulun Bölümleri
1. Piano Bölümü
2. Müzik Kompozisyon Bölümü
3. Şan Bölümü
4. Opera Bölümü
5. Telli Çalgılar Bölümü
6. Üflemeli Çalgılar Bölümü
7. Performans Bölümü
8. Müzik Tarihi Bölümü
9. Müzik Teorileri Bölümü
10. Müzik Eğitimi Bölümü
11. Oda Müziği Bölümü
12. Kareografi Bölümü

1. Piano Bölümü
1.1. Piano
1.2. Org Akordeon Harpiscord
2. Müzik Kompozisyonu Bölümü
2.1. Müzik teorileri
2.2. Müzik tarihi
2.3. Oda müziği
2.4. Koro kondisyon
3. Şan Bölümü
3.1. Solo Şarkılar
3.2. Opera Şarkıları
4. Opera Bölümü
4.1. Klasik Eserler
5. Telli Çalgılar Bölümü:Viola Violin Çello Kontrbas Arp Gitar ve ritm dersleri verilmektedir.
6. Üflemeli Çalgılar:Klarinet Bass Klarinet Obua Horn (Düdük) Trompet Trombon Tuba Flüt.

Bu üniversitelerdeki en önemli özelliklerden biri her bölümün kendine ait bir müzik kütüphanesinin laboratuarının veya arşivinin bulunmasıdır. Bu kütüphanelerde ise kendi müziklerinin yani sıra dünya müziklerinin de konu edildiği bir çok kitabın kütüphane bünyesinde bulunması göze çarpmaktadır. Bahsettiğimiz müzik laboratuarlarında ise bilgisayar donanımları öğrencilerin hizmetine sunulmaktadır. Müzik programları içeren disket kaset ve bir çok cd bu laboratuarlarda öğrenciler için geniş bir dağarcık oluşturmaktadır.

İncelemiş olduğumuz bu okullarda görüleceği gibi bu okullar enstitü bölüm kolej ve fakülte..vs gözetmeksizin birçok çalgı ve branş dersleri üzerine eğitim vermektedirler. Kendi müzik kültürlerinin dışında Klasik Batı Müziğinden Afrika Amerika ve Asya müzik tarihleri hakkında da geniş bir bilgi sunmaktadırlar. Ayrıca bu okullarda sadece müzisyen değil tonmaister kareograf elemanları da yetiştirilmektedir. Göze çarpan diğer bir özellik ise okullarda dini müzik üzerine de eğitim görülmesi ve bu eğitimi alanlara kiliselerde iş olanağı sunulmasıdır.

Sonuç olarak bu okullardaki öğrenciler kendi kültürleri dışındaki başka kültürleri de öğrenmekte fakat kendi kültürleri konusunda uzmanlaşmaktadırlar.

Türk Müziği Devlet Konservatuarları için önerdiğimiz yapı modeli ise şöyledir:

Türk Müziği Devlet Konservatuarı Müdürlüğü

1.Temel Müzik Bilimleri Bölümü:
1.1. Folklor ve Etnomüzikoloji Ana Bilim Dalı
1.2. Antropoloji ve Müzikoloji Ana bilim Dalı
1.3. Organoloji Ana Bilim Dalı.
1.4. Müzik Kompozisyonu Ana Bilim ve Sanat Dalı
1.5. Türk Müzik Folkloru Ana Bilim Dalı
2.Çalgı Eğitimi Bölümü:
2.1. Türk Halk Müziği Ana Sanat Dalı
2.1.1. Üflemeli Sazlar Sanat Dalı
2.1.2. Yaylı Sazlar Sanat Dalı
2.1.3. aaaeneli Sazlar Sanat Dalı
2.1.4. Vurmalı Sazlar Sanat Dalı
2.2. Türk Sanat Müziği Ana Sanat Dalı
2.2.1. Üflemeli Sazlar Sanat Dalı
2.1.2. Yaylı Sazlar Sanat Dalı
2.1.3. aaaeneli Sazlar Sanat Dalı
2.1.4. Vurmalı Sazlar Sanat Dalı
3.Ses Eğitimi Bölümü:
3.1. Türk Halk Müziği Ana Sanat Dalı
3.2. Türk Sanat Müziği Ana Sanat Dalı
4.Çalgı Yapım Bölümü:
4.1. Türk Organolojisi Ana Bilim Dalı
4.2. Türk Halk Müziği Ana Zenaat Dalı
4.3. Türk Sanat Müziği Ana Zenaat Dalı

5. Kompozisyon Bölümü:
5.1. Türk Müziği Kompozisyonu Ana Bilim ve Sanat Dalı
5.2. Koro Yöneticiliği Ana Bilim ve Sanat Dalı
6.Türk Halk Oyunları Bölümü:
6.1. Türk Kareolojisi Ana Bilim Dalı
6.2. Türk Oyun Folkloru Ana Bilim Dalı
6.3. Türk Halk Oyunları Ana Sanat Dalı

“Türkçe “İnsan Bilimi” olarak ifade edilen antropoloji (özellikle sosyal-kültürel antropoloji) gerek müzik antropolojisi alanı itibarı ile gerekse müzikoloji alanına temel teşkil etmesi bakımından; folklor ve etnomüzikoloji ise geleneksel müziklerin ve oyunların temel bilimleri olması bakımından; Türkçe dans bilimi şeklinde ifade edilen koreoloji ise halk oyunlarına esas olması bakımından; Türkçe “Çalgı Bilimi” olarak ifade edilen “Organoloji” ise çalgı yapım bölümüne temel teşkil edecek olması bakımından konulmuştur.

Peki bu bölümden mezun olanların tipolojisi nedir ne olacaktır?

Temel Müzik Bilimleri Bölümünde okuyan öğrenciler bu bölümde mevcut bulunan ana bilim dallarıyla ilgili dersler görecekler böylece;
Danstan çalgıdan ve eğitim bilimlerinden anlayan; müzik ve dans antropolojisi folklor ve etnomüzikoloji konularında bilgi sahibi olan; müzik kompozisyonundan anlayacak kadar da müzik bilgileri ile donatılmış birer müzik adamı ve bilim uzmanlığına aday birer lisansiyer formasyonu ile mezun olacaklardır. Diğer bölümlere de o bölümün yapısına uygun birer ana bilim dalı konmuştur.

Mesela Türk Halk Oyunları Bölümüne Türk Oyun Folkloru Ana Bilim Dalı ve Türk Kareolojisi Ana Bilim Dalları koymak sureti ile diğer bölümlerden alacakları derslerle birlikte; bu bölüm öğrencilerinin genel Türk oyun ve dans kültürü ile donatılmış halk oyunlarını öğreticilik derecesinde bilen bilim uzmanı adayı birer lisansiyer olarak mezun olmaları sağlanacaktır.
Tabiî bunların hayata geçirilmesi bu bölümlerin yapısına uygun derslerin konması; bu derslerin muhtevalarının da uygun olarak okutulması ile doğrudan ilgilidir. Bu sebeple böyle bir yapının hayata geçirilmesi; bu yapıya uygun bir müfredat geliştirilmesine bağlıdır.
Ortaya koyduğumuz bu model ideal bir Türk müziği okulu modeli olmayabilir. Samimi dileğimiz bu konuyu tartışmaya açarak bu okulların gelişmesine katkıda bulunmaktır.

kaynak:

Bu konu Sakarya Üniversitesi Devlet Konservatuarı Müdürü Yrd.Doç.Dr. Türker EROĞLU’nun öncülüğünde hazırlanmıştır.
•• Gaziantep Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuarı Öğr.Gör.
1Daha geniş bilgi için; ÖRNEKSedat Veyis Türk Halk Bilimi Kültür Bakanlığı Yayınları:1629 HAGEM Yayınları:210 Gelenek Görenek ve İnançlar Dizisi:20 Ankara1995.eserine bakınız.
2TURAN ŞerafettinTürk Kültür Tarihis.41Bilgi Yayınevi Ankara1994.
3Bu günkü İ.T.Ü.Türk Musikisi Devlet Konservatuarı.
4SAY Ahmet Müzik AnsiklopedisiC.3s.863 Sanem Mat.Ankara 1985.
5GAZİMİHAL Mahmut Ragıp; Musiki Sözlüğü s.132de bu kelimeyi şöyle açıklamaktadır; “Musiki sanatının her türlü esas ve vasıtalarını tam seviye ve safiyetleri dairesinde korumak(-conserver) ve yaymak üzere kuruldukları için büyük musiki okullarına konservatuvar adı verilmiştir.”
6Bu bilgiler okulların internet sayfalarından alınmıştır.
7EROĞLUYrd.Doç.Dr.Türker “Halk Oyunları Çalışmaları ve Konservatuarlarımız” Halk Oyunları El Kitabı s.45 Mars Basım Hizmetleriİstanbul1999.
8EROĞLUa.g.es.45

Türk Kültüründe Geleneksel Giyim-Kuşam-Süslenme

Giyim insanın varoluşuyla öncelikle doğa koşullarından korunmak amacıyla ortaya çıkmış bir olgudur. Geçmişten günümüze çeşitli doğal toplumsal etik değerlerin etkisiyle biçim değişiklikleri göstererek bugüne kadar ulaşmıştır.

Ancak zamanla biçim farklılıkları gözlenmiştir. Bu çeşitlilikler ait olduğu toplumun folklorik sosyo-ekonomik yapısı yaşanılan coğrafya kullanılan malzeme iklim gibi nedenlerle oluşmuştur.

Dünya uygarlığının çok önceki devirlerinde arkaik insanın kendi toplumunda ait olduğu kabilede sosyal statüsünü belirleyen ve giymek zorunda olduğu giyimi vardır. Aslında bu bir zorunluluktan çok geleneğin insanlara sunmuş olduğu bir yaşam biçimi anlayışıdır. Bu durum sadece üste giyilenler olarak kalmamış baş süslemelerine de yansımıştır.

Geleneksel öğeler içeren bir giyim-kuşam örneği bize ait olduğu toplulukla ilgili pek çok bilgi sunabilir. Toplumların yerleşik ya da konar-göçer olup olmadıkları hangi tarihi olayları yaşadıkları ve etnolojik kökenleri konusunda bilgi verirler. Örneğin bir Türkmen ya da Yörük köyüne gidildiğinde kimin sözlü kimin nişanlı kimin dul olduğu başlığından giydiği renklerden anlaşılır.

İş ve özel gün giysileri farklılıklar içerir. Düğün yapılan gelin başı ile gerdek sonrası yapılan başlık farklıdır. Köylerden kasaba pazarına gelindiğinde kimin köyden olduğu giysilerden anlaşılır.

Anadolu’da bugün neredeyse aynı köyün mahalleleri arasında bile farklılık gösteren geleneksel giyim-kuşam anlayışına rastlanmaktadır. Bu yüzden de hiçbir sanat tarihçisi etnolog halk bilimcisi halk oyunları derlemecisi desinatör “Türkiye’nin ulusal giysileri şudur” dememelidir.

Kültür Bakanlığı Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğünün Halk Bilim Araştırmacılarının yürüttüğü araştırmalar ve çalışmalar sonucunda Anadolu’nun giysiler alanında son derece çeşitlilik içerdiği saptanmıştır.

Askerlik iş gibi nedenlerle yaşadığı çevrenin dışına çıkan erkekler kent kültürüne uyum göstermiştir. Bu nedenle de saha araştırmalarında erkek giyim-kuşamına ait bulgulara rastlamak zor olmaktadır. Oysa kırsal yaşamda kadın dışa kapalı kalmaktadır. Kendi toplumunun yaşam biçiminde geleneklerine göre giyinir. Süslenme gereksinimlerini gelenekte gördüğü ne ise o şekilde karşılar. Çocuk giysileri de cinsiyete bağlı olarak belirli bir yaşa kadar özen taşır. Nazar anlayışı başlık ve giysilere takılan nazarlıklarda göze çarpar.

Geleneksel yaşamda her kuşak kendinden önceki kuşağı izleyerek bu giyim-kuşam anlayışını günümüze taşır. Ancak giyim-kuşam anlayışında hiçbir değişimin olmadığını söylemek mümkün değildir. En azından malzeme değişmekte işçilik eski özenini yitirmekte yaşanan günün koşulları farklı biçimleri doğurmakta ya da başka modalardan etkileşim gözlemlenmektedir.

Kırsal yaşamda kadınlar vakitlerinin büyük bir kısmını çalışarak geçirirler. Bu açıdan bakıldığında günlük yaşam ve iş giysileri farklılıklar gösterir. Ancak özel gün giysileri ve başlıklar düğünler nedeniyle görülür. Anadolu’da bir genç kızın sözlenmesiyle yapılan “baş düzeni” sosyal statüsünü belirler ve evlilik olgunluk yaşlılık dönemlerinde bu önemini kesintisiz korur.

Kültür Bakanlığı HAGEM geleneksel giyim-kuşam anlayışında görülen bu farklılığı Maddi Kültür Şubesi Folklor Araştırmacıları tarafından yapılan araştırmaları yayına dönüştürmektedir.

Hergün değişime uğrayan Folklor (Halk Kültürü) öğeleri arasında yeralan ve Maddi Kültür konusu olan giyim-kuşam anlayışı da bu değişimden etkilenmiştir.

Kurulduğu 1966 yılından günümüze kadar yapılan saha araştırmalarından elde edilen çok sayıda negatif ve dia-pozitif koleksiyonuyla Türk Kültüründe önemli bir yere sahip olan HAGEM – İhtisas Arşivi; bu konuda çalışma yapan kişi kurum ve kuruluşlara bilimsel çalışmalarında yardımcı olmaktadır.

Saha araştırmaları sonucunda Bursa Manisa Sivas Aydın Gaziantep Çorum illerinden derlenen bilgiler katalog halinde yayınlanmıştır. Bu kataloglarda her ilin farklı özellikler içeren köylerine gidilerek orijinal giyim-kuşam parçaları giyim tarzları tesbit edilmiş ve giysilerin 1/1 ölçeğinde dikiş kalıpları çıkartılmış ve bunlar yayınlarda 1/5 ölçeğinde yer almıştır.

Bu çalışma çerçevesinde 25 ilde kıyafet konulu araştırmalar yapılmış ve bunların yayın çalışmaları devam etmektedir.

Türk halk dansları ve geleneksel tiyatro arasındaki ilişki

GELENEKSEL TİYATRO VE HALK OYUNLARI

Batı dillerinde tiyatro sözcüğü opera ve baleyi de kapsamaktadır. Bizde bale önce Osmanlıda sarayda sonra da cumhuriyet döneminde devlet tarafından benimsenmiş devlet opera ve balesi adı altında kurumsallaştırılmıştır. Tanzimat tan beri batı yanlısı seçkinci ve devletçi aydın ve sanatçılarımız batıdaki baleyi bale eğitimini birebir ithal ederek ülkemize getirmişler ve bu alanda söylenildiğine göre çok ta başarılı sanatçılarımız yetişmiştir. Osmanlı zamanında ki saray-halk karşıtlığı ve saray (divan) edebiyatı ile halk edebiyatı zıtlığı günümüze dek devlet ile halkın sanat konusundaki tercih ve beğeni farklılıkları süregelmiştir. Aslında bu bir paradokstur. Cumhuriyeti ilan eden Atatürk cumhuriyeti halka ve halk egemenliğine dayandırmıştır. Gel gelelim devletin bürokrat yetişmiş yönetici takımı her nedense halkın balesi olan halk oyunlarını değil de batılı anlamda baleyi benimsemiş ve bunu kurumsallaştırmıştır. Esasen bu bakış açısı sadece bale için değil opera ve özellikle de tiyatro için de geçerlidir.

Atatürk kurtuluş savaşı sırasında o zamana kadar Osmanlıların reaya (topraksız köylü) ve kul olarak gördükleri Türk halkına bir kimlik ve kişilik kazandırarak Türk halkını ilk defa yönetime ortak ederek “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.”sözleri ile halkın üzerindeki her türlü egemenliği kaldırmıştır. Atatürk batıdan emperyalizmi değil onları çağdaş ve uygar yapan kurum ve kuruluşları almıştır. Büyük tiyatro kuramcısı İsmail Hakkı Baltacıoğlu’ nun dediği gibi batıdan sadece teknik biçim alınmıştır. Bu biçimin özü elbette ki bize özgü olacaktır. Atatürk ün kurduğu opera açılışını Carmen yada bayan Batırflay veya aida ile değil Özsoy operası ile yapmış olması onun opera konusunda ne düşündüğünü anlamamız için güzel bir örnektir. Yine tiyatrodaki “bay önder” “mete” gibi oyunlar onun tercih ve beğenisinin körü körüne batı sanatından yana olmadığının delilidir. Atatürk sanat kurumlarını kurmuş bunların ilkelerini belirlemiş ve devlet tiyatro opera ve balesini kurumsallaştırırken ilerleyecekleri yolu yasalarla belgelemiştir. Atatürk ten sonra bu kurumların hala halktan ve halkın beğenisinden uzaklaşarak devlet protokolünde yabancılara “bakın bizde de sizdeki gibi tiyatro opera ve bale var” havası atılmak için oluşturulmuş sanat kurumu durumuna düşürülerek hedef kitle olarak halk yerine bir avuç seçkinci devlet geleneği yanlıları seçilmiştir.

İçtenlikle belirtmek gerekirse Halk Tiyatrosunun yaşadığı zorlukların bir benzerini de Türk Müziği yaşamıştır. Tek Partili dönem boyunca Türk Müziğinin radyolarda yasaklanmış olması belleklerde tazeliğini henüz yitirmemiştir. Neyse ki günümüzde bu zorluklar aşılmış gerek Türk Müziği (Saray kökenli Türk Sanat Müziği) gerekse Hititlerden beri (belki daha eskiden beri) saz çalan bir coğrafyanın çocukları olan Anadolu insanının binlerce yıl önceden süzerek günümüze getirdiği Halk Türküleri halkımızın gönlünde hak ettikleri yeri almış görünmektedir.

Şimdi sıra halk türkülerimizin yolundan giderek öz kültürümüzden yola çıkarak kendi balemizi operamızı ve kendi tiyatromuzu hak ettiği yere getirmektir.

Halk Oyunlarımız folklor geleneğimiz için olduğu kadar tiyatro geleneğimiz için de önemli bir kaynaktır. Ülkemizde henüz yürümeye başlayan hiçbir çocuk asla point yapmazken her çocuk mutlaka ilk olarak göbek atmayı oynamayı öğrenir. Okullarda çoğumuz yöresel halk oyunlarının bir yada birkaçını öğreniriz. Buralardan yola çıkarak kendi balemizi oluşturmak yerine neden batıdaki baleyi birebir taklit ederiz?

Halk Oyunlarımızda gelecekteki Türk Tiyatrosuna kaynaklık edebilecek pek çok öğe bulabiliriz. Kukla tiyatrosu bölümünde değindiğimiz “Çatal Adam” halk dansı ile “Aşık ile Maşuk” halk dansları bağlı başına bir inceleme konusudur.

Halk Oyunları pek çok uygarlık görmüş geçirmiş Anadolu coğrafyasının Anadolu mozaiğinin Anadolu insanının doğa ile egemenler ile çatışmasının bolluk ve bereketi eğlence ile kutlamanın savaşın-açlığın-kıtlığın yasının tutulmasının kısaca binlerce yıllık Anadolu kültür birikiminin beden dili ve danslarla dile gelmesidir. Bu anlamda halk oyunları tiyatroyu tiyatroda halk oyunları kullanır birbirlerinden yararlanarak kendi alanlarına zenginlik katarlar.

Son zamanlardaki halk oyunları açısından umut veren tek gelişme Devlet Halk Dansları Topluluğunun kurulmasıdır. Halk danslarını baleye yakın bir estetikle ele alan bu topluluk ileride yeni senaaa ve yeni denemeler gebedir. Otantik halk oyunlarını modernize ederek bize özgü bir bale sanatının ya da şöyle söylersek daha doğru olur: çağdaş insanımızın ihtiyaçlarına cevap veren halk dansları orijinli bir Dans Tiyatrosuna yönelmesini umuyoruz.

Geleneksel Türk Tiyatrosuna bir kaynak açısından Halk Oyunlarına güzel bir örnek olarak Dil ve Tarih Coğrafya fakültesi Tiyatro Bölümü Başkanı Prof. Dr. Nurhan Karadağ’ ın “Samah” oyunu ve “Yunus Emre” Oyunu gösterilebilir. Alevilerin dinsel orijinli dansları olan samah; bir ucu orta Asya şaman danslarına diğer ucu Anadolu da ki antik çağ orijinli hoterodoxs kültüre uzanan incelenmeye değer zenginlikteki halk oyunlarımız içerisinde özel bir yere sahiptir.

Dinsel orijinli bir başka dans çeşidimiz ise Mevlevi semasıdır. Büyük olasılıkla Anadolu da ki tarım kültürünün yani Dionizoz geleneğinin kılık değiştirmiş bir biçimi olan bu dans halk danslarına aaaafiziği Tanrı ile birleşme – bütünleşme gibi tasavvufi düşünceleri ve soyutlamaları getirmesi bakımından özel bir ilgiyi haketmektedir.

Son yıllardaki sevindirici bir gelişmede özellikle İstanbul Opera ve Bale sanatçılarından bazı koreografların tamamen klasik bale eğitimi almalarına ve bu kültürle yetişmelerine karşılık içinde yaşadıkları topluma ve halka yabancılaşmayı gidermesi ve içinde yaşadıkları halkın kültürüne ve beğenisine daha fazla direnememenin verdiği itkilerle dans düzenlerinde bize ait “Hamam” “Cumhuriyet” gibi temaları işlemeye başlamalarıdır. Gönül ister ki bu ve diğer bale sanatçılarımızda Halk Oyunlarımıza gereken ilgiyi göstersin bu oyunlarımızı inceleyerek bu oyunlarımızdan esinlenerek dans sanatında yeni denizlere açılsınlar.

Türk süsleme sanatı aaahip

Türk süsleme sanatlarında önemli bir yer tutan ve hat sanatından ayrı düşünülemeyen aaahip yazının ‘giysisi’ olarak kabul edilir. Süsleme öğeleri olarak stilize edilmiş hayvan bitki ve bulut motifleri kullanılır. Altın ve lacivert aaahip sanatının uyumlu iki rengidir.

Altınlamak altınla süslemek anlamına gelen aaahip resim sanatının bir kolu olup altın ve çeşitli renklerle; din edebiyat ve bilimle ilgili el yazmalarını hat (yazı) levha ve albümlerini ferman tuğra ve cilt kapaklarını süsleme sanatıdır. aaahip sanatının ayrıca tekstilde de uygulandığını görmekteyiz. aaahipte kullanılan boyalar guaj ve plaka boyalarıdır. Altın ise ezilip jelatinli su ile karıştırılarak kullanılır.

En önde gelen işlevi yazı süslemesi ve yazının ‘giysisi’ olarak kabul edilen aaahip sanatında süsleme öğeleri olarak stilize edilmiş hayvan bitki ve bulut motifleri kullanılmış değişen beğeni ve okullara rağmen altın ve lacivert uyumu her dönemde ortak nokta olmuştur.

Türk süsleme sanatlarında önemli bir yer tutan ve hat sanatından ayrıdüşünülemeyen aaahip sanatının uygulandığı el yazmalarının başında Kuran’lar ve dua kitapları gelir.

Yazma eserlerde en önemli süslemeler eserin “zahriye” denilen tanıtım sayfalarında bulunur. Zahriye; kitabın adı yazarı ve sunulduğu şahsı belirten madalyonların kitabın kime ait olduğunu gösteren “temellük kitabesi”nin bulunduğu aaahipli veya boş bırakılan ilk sayfalardır. Genellikle tek sayfa fakat özellikle 15. ve 16. yüzyıllarda bazen karşılıklı çift sayfa şeklinde düzenlenen zahriye sayfaları kimi zaman da yazısız bırakılıp tamamen aaahiplenmiştir.

Zahriye’den hemen sonra gelen ve metnin başladığı “serlevha” sayfaları tek olabildikleri gibi özellikle Kuran’larda çift sayfa şeklindedirler. Serlevhalarda aaahip metni içine alacak şekilde üstünde düz taç veya mihrap şeklinde olabilir. Bu çeşit ser levhalara “başlık” adı da verilir.

El yazması Kuran ve diğer eserlerin süslendiği sure ve bölüm başlarına “serberk” adı verilir. Bu süslemelerin ortasına çoğu zaman altın üzerine beyaz boya ile surenin veya metnin adı yazılır.

Sayfa kenarlarında bulunan ve gül şekline benzerliği nedeniyle “hizip gülü” “secde gülü” “vakıf gülü” “cüz gülü” “aşer gülü” ve “sure gülü” diye adlandırılan rozet şeklinde özellikle Kuran’ların durulacak veya secde edilecek ayetleri hizasında bulunan süslemeler bir sayfada bir tane olabildikleri gibi altı tane de olabilirler.

Kuran ve diğer yazma eserlerde bir ayet ve cümlenin bittiğini gösteren nokta veya “durak”lar da aaahiplenmiş ve şekillerine göre çeşitli isimler almışlardır. Geometrik şekilde olanlarına “mücevher nokta” altı köşeli olanlarına “şeşhane nokta” beş yapraklı olanlarına “penç” veya “penç berk” üç yapraklı olanlarına da “serberk” adı verilir.

Bir el yazması kitapta aaahiplenen son sayfa eserin hattatının ve yazılış tarihinin bulunduğu “hatime” veya “bitiş” sayfasıdır. Bu sayfadaki aaahip diğer sayfalara oranla daha hafiftir.

Minyatürlü el yazmalarında minyatürlü bölümler cetvel içine alınıp dış kenarları aaahiplenmiştir. Türk minyatürlerini İran minyatürlerinden ayıran bir özellik Türk minyatürlerinin kenarlarında hiç bir zaman dolu ve ağır bir aaahibin olmayışıdır. Türk sanatkarları gerektiği zaman bunun yerine hafif bir “halkar” veya “zerefşan” -altın serpme- uygulamayı tercih etmişlerdir. Minyatürlerdeki giysi örtü duvar ve çadır süslemesi gibi ayrıntılar da çoğu zaman aaahiplenmiştir.

aaahip sanatının yazma kitaplardan sonra en çok kullanıldığı alan hüsn-i hat levha ve albümleridir. 18. yüzyıldan bu yana levha yazmacılığı büyük ölçüde gelişmiş ve aaahip sanatının en çok kullanıldığı alan olmuştur. Levha şeklindeki yazıların etrafına çoğu zaman açık veya koyu renk zemin üzerine sırf altınla halkar tarzı uygulandığı gibi silme aaahip de yapılmaktadır.

Cilt kapakları aaahip sanatının uygulandığı önemli bir alandır. 15. yüzyıldan sonra rastlanan cilt kapakları süslemeciliğinde deri üzerine halkar ve naturalist çiçek buketi ve motiflerinin uygulandığı “şukufe” tarzı en çok kullanılan süsleme tarzıdır.

Türklerde aaahip sanatı Uygur Türkleri’ne kadar uzanırsa da bugün elimizdeki en erken örnekler; 12. ve 13. yüzyıl Selçuklu eserlerinde bulunur. Bu dönemin motif ve desenleri sade ve basittir. Hatayi ve hayvan kökenli olduğu tahmin edilen “rumi” motiflerin büyük bir ustalıkla kullanıldığı Osmanlı erken dönemi ve 15. yüzyılda aaahipte büyük bir gelişme başlar. Bunda sanata ve sanatçıya değer veren Fatih Sultan Mehmet’in önemli rolü vardır. Dönemin ana renkleri altın lacivert ve mavidir. Bu renklere ek olarak beyaz siyah yeşil ve kırmızı renkler de uyum içinde kullanılmıştır. 15. yüzyılın en önemli müzehhibi saray nakkaşı Baba Nakkaş’tır.

16. yüzyıl başlarında II. Bayezıd döneminde motif ve desenlerdeki uyum 16. yüzyılın ikinci yarısı yani Kanuni Sultan Süleyman devrine hazırlık niteliğini taşır. Ana renkler altın ve laciverttir. Rumi ve hatayi motifleri daha çok incelenmiş ve çeşitlenmiş bulut motifleri kullanılmaya başlanmıştır. Hasan bin Abdullah dönemin en önemli aaahip sanatçısıdır.

Kanuni döneminde diğer sanat kollarında olduğu gibi aaahipte de altın dönem başlar. Klasik motiflerin büyük bir ustalıkla kullanılmasının yanısıra dönemin en önemli müzehhibi Karamemi ile lale gül karanfil sümbül selvi ağacı ve bahardalı gibi bahçe çiçek ve bitkilerinin ilk kez süsleme sanatlarında tanıtıldığı bu döneme aaahipte “Klasik Dönem” adı verilir. Kanuni döneminin diğer bir önemli üslubu da Şah Kulu tarafından tanıtılan “saz yolu” üslubudur.

17. yüzyılın ikinci yarısından itibaren aaahipte Batı etkisi görülür. Çiçek buketleri ile naturalist bir üslubun başladığı ve 18. yüzyıl sonlarına kadar süren bu dönemin en ünlü aaahip sanatçısı Ali Üsküdarî’dir. Mekke ve Medine tasvirleri de aaahipte bu dönemlerde kullanılmaya başlanmıştır.

18. yüzyıl sonlarına doğru başlayan ve 19. yüzyıl sonlarına kadar süren çiçek sepetlerinin uzun palmet ve kurdelaların kullanıldığı döneme aaahipte “Türk Rokokosu” adı verilir. Dönemin en ünlü aaahip ustası Hezagradlı Seyyid Ahmet Ataullah’dır.

Cumhuriyet dönemi aaahip sanatı bir iki istisna dışında daha çok levha aaahipçiliği şeklinde gelişmiş birçok kıtalar hilyeler ve celi yazılar ile yazılan kompozisyonlar aaahiplenmiştir. Yazılar etrafına silme aaahipten çok halkar tarzı uygulanmıştır ve halen bu tarzda devam etmektedir. Cumhuriyet döneminin en ünlü aaahip ustaları Muhsin Demironat (1907-1983) ve Rikkat Kunt’dur (1903-1986).

Türk Kültüründe Dokumacılık

Düz dokuma yaygılar düğümlü halılar kadar kalın ve dayanıklı olmadıklarından eski devirlere ait örnekler hemen hemen yok gibidir. Daha çok göçebelerin eşyaları olan bu yaygılar iyice eskimeden terk edilmemekte hatta kesilip parçalara bölünerek kullanılmaktadırlar. Kolayca çürüdüklerinden yeraltı buluntuları arasında fazla örnek bulunmamaktadır. Ayrıca yerleşik toplumların aristokrat sınıfları tarafından kullanılmadıklarından ve nesilden nesile korunarak aktarılan değerli mallar arasında da yer almadıklarından eskiye ait örnekler günümüze pek ulaşamamıştır.

Türk düz dokuma yaygıları içinde tarihlendirilen en eski örneklerden biri Washington Textile Museum’da bulunan küfi bordürlü ve ortada sekizgen madalyon kenarlarda ufak sekizgenler bulunan kompozisyonu ile 15. 16. Y.Y. Avrupalı ressamların tablolarında görülen ve Holbien halıları olarak adlandırılan desenlere benzediği için 15. 16. Y.Y. olarak tarihlendirilen atkılı sumak tekniğinde dokunmuş bir yaygı en erken Anadolu yaygılarından biridir. Konya Mevla’na Müzesindeki geleneksel Anadolu kilimlerinden tamamen farklı bir dokumaya sahip olan tapestry tekniğindeki karanfile benzer büyük palmetli bitkisel desenli kilim 16. 17. Y.Y. Osmanlı saray sanatı ile büyük benzerlik gösterdiğinden bu yüzyıllar olarak tarihlendirilmektedir. Daha çok göçebe topluluklara bağlı bir sanat türü olduğundan hakkında pek fazla yazılı belge bulunmayan geleneksel kilim ve öteki dokuma yaygıların tarihi ise Osmanlı kilimlerine nazaran çok karanlıktır. Türkmen boylarının Orta Asya’daki ve Anadolu’ya gelene kadarki göçleri ve konaklamaları sırasındaki komşuları Anadolu’daki geçmiş uygarlıkların birikimleri ve diğer etnik gruplar Haçlı Seferleri Selçuklu ve Osmanlılar zamanındaki Kuzey Afrika’dan Avrupa’nın ortasına Çin’e kadar geniş alandaki değişik kültürlerin etkileri birleşerek bu çeşitli dokuma teknikleri ve şaşırtıcı desen zenginliğini ortaya çıkartmıştır. Bir de ayrıca her yörenin kendine has yünü ve elde edilen doğal boya maddelerinin değişikliği dokuyucuların kişisel ustalık ve yaratıcılıklarını da eklersek bu çeşitliliği daha iyi anlarız.

Dokuma yaygılar da bir yerde sahip olduklarını tahmin ettiğimiz sembolik motifleri ile onların yazılı belgeleri yerine geçmektedir. Boy ve oymak yaşamının sürdüğü zamanlarda her boy yada oymağın dokuma yaygıları onları başkalarından ayıran damgalar yerine geçiyordu. Belirli bir grubun dokuduğu yaygıda her motifin desenin ve rengin kendine özgü bir anlamı ve karakteristiği vardır. Bu motifler nesilden nesile çok ufak değişikliklerle ana özelliği ve anlamı bozulmadan devam ediyordu. Her yaygı kendinden önceki yaygının özelliklerini taşımakla birlikte dokuyucunun yaptığı çok ufak değişikliklerle ve eklerle benzersiz bir eser halini alıyordu. Zamanla boy ve oymaklar bütünlüklerini kaybederek geleneksellikleri de bozularak birbirlerinden motifler almaya başlamışlardır. Boy ve oymakların üzerinde Osmanlı yazılı belgelerinde belirli grupların yerleşim bölgelerinde veya göçebelerin bulundukları yerlerde belirli tipteki yaygıların desen renk ve dokuma teknikleri üzerinde yapılacak araştırmalarla çok ilginç sonuçlar alınabilir. Kendi içine kapalı geleneksel göçebe boy ve oymaklar tarafından yalnız kendi için dokudukları düz dokuma yaygıların tarihi sıkı sıkıya bu grupların tarihine bağlı bulunmaktadır. Onların Anadolu içindeki dağılımları yer değiştirmeleri geleneklerini etkileyen etkenler hakkında çok yönlü ve karşılaştırmalı incelemeler yapılmadıkça bu tarih karanlıkta kalacaktır.

“10.Yıl Marşı” (eski koro kayıdı)

Çıktık açık alınla on yılda her şavaştan;
On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan.
Başta bütün dünyanın saydığı Başkumandan;
Demir ağlarla ördük Ana yurdu dört baştan.

Türk’üz Cumhuriyet’in göğsümüz tunç siperi
Türk’e durmak yaraşmaz Türk önde Türk ileri.

Bir hızla kötülüğü geriliği boğarız
Karanlığın üstüne güneş gibi doğarız.
Türk’üz bütün başlardan üstün olan başlarız;
Tarihten önce vardık tarihten sonra varız.

Türk’üz Cumhuriyet’in göğsümüz tunç siperi
Türk’e durmak yaraşmaz Türk önde Türk ileri.

Çizerek kanımızla öz yurdun haritasını
Dindirdik memleketin yıllar süren yasını.
Bütünledik her yönden istiklâl kavgasını.
Bütün dünya öğrendi Türklüğü saymasını.

Türk’üz Cumhuriyet’in göğsümüz tunç siperi
Türk’e durmak yaraşmaz Türk önde Türk ileri.

Örnektir milletlere açtığımız yeni iz;
İmtiyazsız sınıfsız kaynaşmış bir kütleyiz;
Uyduk görüşte bilgiye gidişte ülaaae biz;
Tersine dönse dünya yolumuzdan dönmeyiz.

Türk’üz Cumhuriyet’in göğsümüz tunç siperi
Türk’e durmak yaraşmaz Türk önde Türk ileri.

Söz : Behçet Kemal ÇAĞLAR
Faruk Nafız ÇAMLIBEL
Beste : Cemal Reşit REY

Evlenmeyle İlgili Ritüel ve Büyüsel İçerikli İşlemler

Kısmet açmaktan başlayarak gerdek gecesine kadar uzayan aşamalar içerisinde uygulanan dinsel ritüel ve büyüsel içerikli birçok adet işlem ve pratik vardır. Bunların bir bölüğü gelin ve güveyin mutluluğuna yönelik dilek ve pratikler çerçevesinde toplanırken bir bölüğü kara büyü alanına giren işlemler içerisinde yer alırlar.
Gelinin bahtının açık olması yeni evine bağlanması uğur bereket getirmesi yumuşak huylu olması amacıyla bir çok pratik uygulanmaktadır. Bunlar arasında başı üstünde ayna tutulması başına buğday serpilmesi güveyle birlikte tatlı yedirilmesi ocağın etrafında dolaştırılması mezarlığın ziyaret ettirilmesi baba evinden bir parça tuz ve yağ getirilmesi örnek olarak verilebilir.