Türklerdeki Cömertlik
Türkler karşılık beklemeksizin çeşmeler yemekhaneler misafirhaneler hanlar mektepler yaptırmışlar; bu amaçla vakıflar kurmuşlar; üstelik yaptıkları yardımlarda din ve millet farkı gözetmemişlerdir. Türkler’in en fakirinden en zenginine cömert insanlar oldukları Avrupalı seyyahların kaleme aldıkları eserlerde de işlenmiştir. Konuk oldukları Türkler’in kendilerinden paralarını ve mallarını esirgememeleri yabancıları bir hayli duygulandırmıştır.
Selçuklu Sultanı Melikşah ile büyük vezir Nizam-ül Mülk arasında geçen şu olay Türkler’in cömertliğine güzel bir örnektir. Bir defasında Nizam-ül Mülk fakirlere ve sufilere yılda 300.000 dinar vermek suçlamasıyla sultana şikayet edilmiştir. Muhalifler bu kadar yüksek meblağdaki para ile İstanbul’un bile fethedileceğini iddia ederek sultanı vezirin aleyhine kışkırtmaya çalışmışlardır. Melikşah durumu Nizam-ül Mülk’e sorduğunda şu cevabı almıştır:
“Ey alemin sultanı! Allah sana ve bana kullarından hiç kimseye nasip olmayan lütuf ve ihsanda bulunmuştur. Buna karşılık sen Allah’ın dinini yükseltmeye çalışan O’nun Aziz Kitabı’nı hamil bulunan kimselere yılda 300 bin dinar sarf etsen çok mudur?” 82
Osmanlı medeniyetinin güzel geleneklerinden biri hali vakti yerinde olan ailelerin Ramazan’da iftara davet ettikleri misafirleri uğurlarken “diş kirası” adı altında bir miktar para veya kıymetli eşyayı hediye etmeleriydi. Bu sayede ihtiyaç içinde olanlara gururlarını incitmeden yardım edilirdi. Sözü edilen yardımlar büyük miktarlara ulaşırdı. Mesela Rıfat Paşa’nın bir Ramazan sonu diş kirası hesabı toplamının 5000 altın olduğu bilinmekteydi

26 Haziran 09 Saat 19:32
güzel bilgiler güzel site